FINDIĞI DEĞİL AMA ÜRETİCİYİ KURUTUYORUZ

Karadeniz'in bir zamanlar iki büyük kasası vardı, tütün ve fındık. Tütün parasıyla borçlar kapatılır, fındık parasıyla düğün yapılır, inşaat halindeki binanın üstüne kat atılır, çocuk okutulurdu.

Tütün tarihe karıştı. Şimdi de fındık aynı yolun başında.

Üretici bugün fındıktan para kazanmayı bırakın, fındığa harcadığı parayı geri alamıyor. İşçinin yevmiyesi 3 bin liraya, patozun saati 6 bin liraya dayanmış. Gübre, ilaç, yemek, nakliye ise bu kalemlerin dışında.

Fakat asıl rezalet ve sorun maliyet cetvelinde bile görünmüyor.

Dünyanın fındığını üreten Trabzon, fındığını kurutacak yer bulamıyor.

Eğimli arazi ve yağış nedeniyle insanlar ürününü yol kenarlarına sermek zorunda kalıyor. Araklı'dan fındığını Bayburt'a götürüp kurutan üreticiden söz ediyoruz. Dünya pazarına fındık satan bir coğrafyanın üreticisi, ürününü kurutmak için başka şehrin güneşini arıyorsa burada tarım politikasından önce akıl ve planlama problemi var demektir.

Yıllardır fiyat konuşuyoruz, paradan dert yanıyoruz, oysa fındığın görünmeyen asıl meselesi altyapısızlıktır.

Neden her üretim havzasında kapalı kurutma merkezleri yok?

Neden belediyeler ve üretici kuruluşları ortak patoz ve makine parkları kurmuyor?

Neden küçük üreticinin fındığını emanete bırakmadan bekletebileceği lisanslı ve kooperatif tipi depolar yaygınlaştırılmıyor?

Neden fındığın kabuğu, zulufu ve budama atıkları gübre ve sanayi hammaddesine dönüştürülerek üreticiye ikinci gelir kapısı yapılmıyor?

Neden üretici yalnızca kabuklu fındık satan adam olarak bırakılıyor da kavurma, paketleme, ezme, yağ, çikolata ve diğer katma değerli ürünlerde ortak tesislerin sahibi yapılmıyor?

Asıl mesele burada.

Biz dünyaya fındık satıyoruz, dünya ise dönüp bize fındığın katma değerini satıyor.

Üretici de bahçede bütün riski üstleniyor, don onun, yağmur onun, kokarca onun, işçi onun, patoz onun, kurutma derdi onun. Fiyatı belirleme gücü ise onun değil.
Buna serbest piyasa deniyor.

Oysa ürününü bekletecek deposu olmayan, borcu kapıya dayanmış, fındığını yağmurdan kaçırmaya, çürütmemeye çalışan insanın piyasası serbest değildir. Mecburdur. Mecbur bırakılmıştır.

Üstelik sezon başlamadan yüksek rekolte rakamları dolaşıma sokuluyor. Fındık daha daldan inmeden piyasanın psikolojisi kuruluyor. Yanlış tahminin faturası tahmini yapana değil, üreticiye kesiliyor.

Bu düzen değişmeli.

Trabzon'dan başlayarak ilçelerde Fındık Üretim Merkezleri kurulmalı. İçinde kapalı kurutma alanı, ortak patoz, nem ve kalite ölçüm laboratuvarı, depo, paketleme ünitesi bulunmalı. Küçük üretici tek başına tüccarın karşısına çıkarılmamalı. Rekolte tahminleri bağımsız ve bilimsel bir kurul tarafından yapılmalı. Destek yalnızca dönüme değil, gerçek üretim maliyetine ve kaliteye bağlanmalı.

Türkiye dünya fındık piyasasında bu denli güçlüyse, neden fındığın fiyatını üreticimiz değil başkalarının alım iştahı belirlesin ki?

Tütünü kaybettik.

Fındığı da yalnızca “kaç lira oldu?” diye konuşarak kaybedebiliriz. Çünkü mesele artık fındığın fiyatı değil. Mesele, Karadeniz insanının kendi toprağında üretici olarak kalıp kalamayacağıdır.