Yıllar önce Cüneyt Zapsu'nun kamuoyunda geniş yankı uyandıran "cüz hesabı ile Ferrari hesabı" sözü, Türkiye'de ekonomik bakışın sembolik cümlelerinden biri hâline gelmişti. Aradan geçen zamana rağmen Karadeniz'in gerçeği değişmedi. Bugün fındık üreticisi lüksün matematiğini kurmuyor. Hayatta kalmanın muhasebesini yapıyor. Cebindeki son banknotu, bahçesinin giderlerini, işçinin yevmiyesini, mazotu, gübreyi, ilacı ve borç taksitini aynı hesap cetveline yazıyor. Açıklanan fiyat ise o cetvelin hiçbir satırında rasyonel bir karşılık bulmuyor.
Toprak, sabrın en kadim öğretmenidir. Fındık ise yalnızca hasat günlerinde hatırlanan bir ürün değildir. Budamayla başlayan süreç, bakım, gübreleme, yabancı ot mücadelesi ve hastalıklara karşı verilen uzun bir emek seferberliğiyle devam eder. Hasat günü geldiğinde dallardan yalnızca fındık toplanmaz. Bir yılın alın teri, umudu ve geleceğe dair beklentisi de çuvallara yüklenir.
Bütün bu üretim döngüsünün sonunda Toprak Mahsulleri Ofisi'nin kilogram başına 250 liralık alım fiyatı açıklaması, ekonomik gerçeklikle temas kuramayan bir karar olarak kayıtlara geçti. Resmî enflasyonun dahi gerisinde kalan bu rakam, maliyetleri görmezden gelen bürokratik bir refleksin fotoğrafı oldu.
Şimdi şu sorulara dürüstçe cevap verilsin.
Bir işçinin günlük yevmiyesi hangi seviyeye ulaştı?
Bahçe bakımı hangi maliyetlerle yapılabiliyor?
Patoz, nakliye, gübre ve zirai ilaç giderleri son birkaç yılda kaç kat arttı?
Bu soruların cevabını bilen herkes aynı hakikate ulaşıyor. Açıklanan fiyat, üreticiyi ayakta tutan bir irade üretmiyor. Tam tersine üretim motivasyonunu aşındırıyor.
Köylerde artık aynı cümle yankılanıyor.
"Fındığı siz alın. Toplaması da sizin olsun."
Bu cümle sıradan bir serzeniş değildir. Tarımsal tükenmişliğin manifestosudur. İnsanlar artık kazanç hesabı yapmıyor. Zararın daha fazla büyümemesini umut ediyor. Bir tarım politikası açısından bundan daha ağır bir kırılma noktası düşünmek güçtür.
Ben de bir fındık üreticisiyim. Toprağın romantizmini anlatmıyorum. Gerçeğini yaşıyorum. Bahçenin her mevsim yeniden sermaye istediğini, emeğin her yıl biraz daha pahalılaştığını, üretimin her geçen gün daha kırılgan bir zemine sürüklendiğini biliyorum. Kâr artık hatırlanan eski bir kavram oldu. Maliyeti karşılayabilmek bile ulaşılamayan bir eşiğe dönüştü.
Bu tablo yalnızca TMO'nun açıkladığı fiyatla açıklanamaz.
Üreticinin kolektif iradesini temsil etmesi beklenen kurumlar da ciddi bir güven sınavı veriyor. FİSKOBİRLİK'in üreticinin beklentilerini yeterince güçlü savunamadığı yönündeki eleştiriler her geçen gün büyüyor. Yönetim Kurulu Başkanı Lütfullah Bayraktar'ın aynı zamanda aktif siyasetin içinde yer alması ise kurumsal özerklik tartışmalarını sürekli canlı tutuyor.
Temsil makamı, üreticinin sesi olabildiği ölçüde anlam taşır.
Aksi durumda unvanlar büyür, güven küçülür.
Öte yandan dünya fındık ticaretinin en etkili aktörlerinden Ferrero'nun piyasa üzerindeki belirleyici ağırlığı yıllardır tartışılıyor. Dünya üretiminin açık ara lideri olan Türkiye'nin fiyatı belirleyen ülke yerine fiyatı kabullenen ülke konumunda kalması, ekonomik egemenlik açısından üzerinde düşünülmesi gereken stratejik bir paradokstur. Üretenin güçlü, fiyatı belirleyenin başkası olduğu bir denklem sürdürülebilirlik üretmez.
Fındık yalnızca ihraç edilen bir tarım ürünü olarak okunamaz. Karadeniz'in sosyolojisidir. Kırsal ekonominin omurgasıdır. Bölgesel istikrarın en önemli dinamiklerinden biridir. Üreticinin zayıfladığı her dönemde köyler sessizleşir. Sessizleşen köyler göç üretir. Göç ise yalnızca nüfusu taşımaz. Hafızayı, kültürü ve üretim geleneğini de beraberinde götürür.
Bugün açıklanan rakam yalnızca bir fiyat tarifesi değildir.
Devletin üreticiye hangi perspektiften baktığının da ilanıdır.
Toprağı küstüren anlayış, yarının üretimini bugünden ipotek altına alır.
Üretim iradesi aşındığında yalnızca fındık azalmaz. Tarımsal bağımsızlık zayıflar. Kırsal hayat çözülür. Milli ekonomi stratejik bir dayanağını kaybeder.
Fındık üreticisi imtiyaz istemiyor.
Ayrıcalık talep etmiyor.
Alın terinin ekonomik karşılığını istiyor.
Bir ülkenin tarım politikası da tam bu noktada vicdanıyla sınanıyor.