FINDIKTA SAHİPSİZLİK, ÜRETİCİDE ÇÖKÜŞ
Yıllar önce Fiskobirlik üreticinin elinden alındığında, bu ülkenin en stratejik tarım ürünlerinden biri sahipsiz bırakıldı. Bu bir hata değildi; bunun adı tercihti. Ve o tercihin bedelini yıllardır üretici ödüyor.
Ardından devreye sokulan Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), piyasayı düzenlemek için değil, günü kurtarmak için sahaya indi. Oysa fındık gibi bir üründe mesele, geçici müdahalelerle fiyat açıklamak değil; üreticiyi koruyan güçlü bir sistem kurmaktır. Bu yapılmadı. Yapılmak istenmedi.
Bugün tablo nettir: Üretici kazanamıyor. Maliyetler artıyor, fiyatlar baskılanıyor, emek değersizleşiyor. Her sezon biraz daha geriye giden bir üretici var. Ve kimse bu gerçeği eğip bükmesin: Bu bir piyasa sorunu değil, bu bir yönetim sorunudur.
Bir zamanlar üreticinin sigortası olan Fiskobirlik’in geldiği hâl ise ibretliktir. Uzun yıllar kurumun başında bulunan Lütfullah Lütfi Bayraktar döneminde, ne üreticiyi ayağa kaldıracak bir adım atıldı ne de kurum yeniden güçlü bir aktör hâline getirildi. Aksine, üreticinin kalesi olması gereken yapı, etkisiz ve edilgen bir pozisyona itildi.
Şu gerçek artık tartışmaya kapalıdır: Üreticiden kopan, onun derdini bilmeyen hiçbir yapı çözüm olamaz. Temsil iddiası olanların önce üreticinin yanında duracak cesareti olmalıdır. O cesaret yoksa, o makamların da bir anlamı yoktur.
Fındıkta mesele sadece ekonomi değildir. Bu bir duruş meselesidir. Ya üreticinin yanında olursunuz ya da bu düzenin sürmesine sessiz kalırsınız.
Ortası yok.
Ve herkes yerini buna göre belirlemek zorundadır.
SEBATSPOR TEHDİT DEĞİL!
1923’te Cumhuriyet’le birlikte kurulan Akçaabat Sebatspor’un 2. Lig’e yükselişi, romantik bir “geri dönüş” hikâyesinden ibaret değil; Türk futbolunun kronik sorunlarına verilmiş somut bir cevaptır.
Çünkü ortada net bir karşılaştırma var: Bir tarafta borç sarmalına girip günü kurtarmaya çalışan kulüpler, diğer tarafta sınırlı imkânlarla doğru planlama yapan bir yapı. Sebatspor’un başarısı, “para yoksa başarı da yok” ezberini doğrudan çürütüyor. Asıl belirleyici olanın; kaynak değil, o kaynağın nasıl yönetildiği olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün alt liglerde en çok karşılaşılan sorunlardan biri kimliksizleşme. Sürekli değişen kadrolar, kısa vadeli teknik adam tercihleri ve plansız transferler… Sebatspor bu döngünün dışına çıkarak istikrarın ne kadar kritik olduğunu gösterdi. Bu, sadece bir sportif tercih değil; aynı zamanda bir yönetim disiplini meselesidir.
Trabzonspor açısından bakıldığında ise bu yükselişin ayrı bir anlamı var. Çünkü güçlü bir ana yapı, ancak rekabet eden çevreyle gelişir. Şehirde alternatif üretmeyen bir futbol kültürü zamanla durağanlaşır. Sebatspor’un varlığı, Trabzonspor için tehdit değil, tam tersine gelişimi zorlayan bir unsurdur.
Burada kritik nokta şu: Bu başarı doğru okunmazsa, en büyük fırsat heba edilir. Türkiye’de birçok kulüp yükseldikten sonra aynı hatayı yapıyor, ani büyüme hırsıyla kontrolsüz harcamalara giriyor. Eğer Sebatspor bu tuzağa düşerse, elde edilen kazanım çok kısa sürede erir.
Başkan Atalay Armutçu yönetiminin bugüne kadar sergilediği yaklaşım ve teknik direktör Seza Turgay Karslı liderliğindeki teknik yapının disiplini, bu riski yönetebileceklerini gösteriyor. Tebrikler Sebatspor. Tebrikler Trabzon.
Ama asıl mesele, bu çizginin baskı altında da korunup korunamayacağıdır.
Sonuç olarak Sebatspor’un yükselişi bir başarıdan çok daha fazlasını ifade ediyor: Bu, Türk futbolunda aklın mı yoksa alışkanlıkların mı kazanacağını test eden bir örnek. Eğer bu model korunur ve geliştirilirse, sadece bir kulüp değil, bir anlayış kazanır. Aksi hâlde bu hikâye de diğerleri gibi kısa sürede unutulur.