FORMA TAMAMSA GERİSİ TEFERRUAT
Güzel memleketimizin en büyük zaaflarından biri, asli işi yapmak yerine daha görünür, daha kolay ve daha çok alkış getiren işlerin peşine düşmek. Üstelik bu alışkanlık en küçük kademeden en yüksek makamlara kadar değişmeden devam ediyor.
Hangi kurum, hangi makam olursa olsun mesele aynı: Öncelikler birbirine karışıyor,
yapılması gerekenler beklerken vitrine konulacak işler öne çıkıyor.
Geçtiğimiz günlerde Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Trabzonspor’a destek amacıyla personeline forma alarak kamuoyuna bir mesaj verdi. Trabzonspor bu şehrin en büyük değerlerinden biridir. Elbette herkes imkânı ölçüsünde kulübüne destek verebilir. Ancak Tarım İl Müdürlüğünün Trabzonspor’a desteğinden önce konuşmamız gereken çok daha temel meseleler yok mu?
Fındık üreticisi yıllardır kokarca belasıyla mücadele ediyor. Üretim maliyetleri artıyor, çiftçi toprağından uzaklaşıyor. Hayvancılığın sorunları ortada. Balıkçının, arıcının, sebze ve meyve üreticisinin derdi bitmiyor. Üreticinin elindeki ürünü nasıl daha değerli hale getiririz, verimi nasıl artırırız, çiftçinin gelirini ve yaşam refahını nasıl yükseltiriz diye kafa yorması gereken kurumların enerjisini öncelikle bu alanlarda görmek istiyoruz.
Bir başka mesele de denetim. Marketlerde satılan ürünlerin son kullanma tarihinden saklama koşullarına, standartlara uygunluğundan tüketici sağlığına kadar ciddi bir takip gerekiyor. Tezgâhlarda neredeyse çöpe ayrılması gereken sebze ve meyvelerin hangi şartlarda vatandaşa sunulduğunu da sorgulamak gerekiyor.
Trabzonspor sevgisi bütün bunların üzerini örten bir şala dönüşmemeli.
Çünkü bu şehirde Trabzonspor üzerinden söz söylemek kolay, fotoğraf vermek kolay, forma giymek kolay. Zor olan üreticinin bahçesine girmek, çiftçinin derdini çözmek, kokarcayla gerçekten mücadele etmek, hayvancılığı ayağa kaldırmak, gıda denetimini tavizsiz yapmak ve bütün bunların hesabını kamuoyuna vermektir.
Trabzonspor’a destek verin, buna kimsenin itirazı olmaz. Ama siz önce size emanet edilen alanın hakkını verin.
Ama siz işin kolayını buldunuz! Bir Trabzonspor söylemi, bir forma, bir fotoğraf, gerisi kolay...
Hadi bakalım, kolay gelsin!
ANKARA’DA BAŞKA, TRABZON’DA BAŞKA
Siyaset, her geçen gün biraz daha çekilmez bir hâl alıyor. Fikirlerin yarıştığı, ilkelerin savunulduğu bir alan olmaktan çıkıp dün söylenenin bugün rahatlıkla unutulduğu, ağır sözlerin birkaç gün içinde anlamsızlaştığı tuhaf bir zemine dönüşüyor.
Bir bakıyorsunuz muhalefet sıralarında otururken ikti- darı yıpratmak adına söylenmedik söz bırakılmıyor. Hakarete varan ifadeler, ağır ithamlar havada uçuşuyor. Aradan çok zaman geçmeden dün yerden yere vurulanların safına geçiliyor. Ne mahcubiyet var ne de geçmişte söylenenlerin hesabını verme ihtiyacı.
Daha vahimi, Ankara ile Trabzon arasındaki siyasi dilin birbirini tutmaması.
Çerçeve yasa tartışmalarında Ankara’da başka bir tavır ortaya koyuluyor, Trabzon’a gelindiğinde ise şehit mezarlıkları ziyaret ediliyor, dualar okunuyor, hassasiyet mesajları veriliyor. Elbette şehit mezarını ziyaret etmek de dua etmek de son derece kıymetlidir. Ancak siyaset yalnızca mezarlık başında verilen görüntülerle değil, Meclis’te kaldırılan ellerle ve kullanılan oylarla da ölçülür.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Trabzon Milletvekili Mustafa Şen’e Trabzon’da çerçeve yasaya yönelik tepkiler sorulduğunda, tepkileri “birkaç çatlak ses” olarak nitelendirip meseleyi çok da ciddiye alınacak bir durum değilmiş gibi geçiştirmesi de bu açıdan düşündürücü. Siyasetçinin görevi kendisine yönelen itirazı küçümsemek değil, o itirazın neden yükseldiğini anla- maya çalışmaktır.
Çünkü mesele kimin hangi partide olduğu meselesinden daha büyüktür.
İnsan dün karşı çıktığı bir şeyin bugün yanında durabilir. Fikrini değiştirebilir. Siyasette de hayatta da bu mümkündür. Ancak bunun bir izahı, bir gerekçesi ve en önemlisi bir siyasi ahlakı olmalıdır. Dün söylediğini bugün hiç söyle- memiş gibi davranmak, Ankara’da başka Trabzon’da başka konuşmak, eleştiriyi küçümseyip ardından hassasiyet görüntüleri vermek siyasete güven kazandırmaz.
Tam tersine insanın aklına o eski sözü getirir:
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?
Şartlar ne olursa olsun insanın bir duruşu olmalı. Siyasi hesaplar değişebilir, koltuklar değişebilir, partiler değişebilir. Ama insanın sözü bu kadar kolay değişmemeli.
Ama nerede o duruş?