Gelin Mevlana'yı Dinleyelim


O Hz. Mevlana’dır..
İki gün şehir dışında olduğum için yazılarıma ara verince Hz. Mevlana'yı anmadan geçmenin bir yazar olarak büyük bir eksiklik olacağını düşündüm. Çünkü alışmışız değerlerimizi yad etmeye!
O nedenle de bugünkü yazımı Türkiye'nin bu karışık süreci içinde Mevlana'ya ayırmak istedim.
Çünkü çok şey anlatır..

Hz. Mevlana’ya göre gönülde dünyasını oluşturan bir düzene ve huzura kavuşan, yolunu ve hedefini belirleyen insan için dünya hayatı daha anlamlıdır.
Gerçek güzellikler gönüldedir, gönül huzur ve güven yurdudur. Bu anlamda her zaman Hz. Mevlana'yı tanımak, okumak !
O nedenle gelin bir dinleyelim Hz. Mevlana'yı!..
İlaç gibi gelir bu süreçte!..

***

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu
öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim..

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni
aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
lezzet kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının
hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

***

Kışın soğuğunda, ülkenin baş döndürücü stresli ortamında ne güzel, ne anlamlı sözler değil mi?
Mevlana ile yazımızı bitirelim..
"Üzülme der Mevlana ve devam eder; Bir yandan korku bir yandan ümidin varsa iki kanatlı olursun... Tek kanatla uçulmaz zaten. Sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz... Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi yontulmayı göze almalıdır..!"
Mevlana’yı okumak, anlamak çok ama çok güzel!..
En azından yılda bir kez de olsa O’nu iyi okuyalım ve anlatmak istediklerini iyi özümseyelim...
Ahhh!. Şu değerlerimize bir de vefalı olabilsek!..