Gençlik enerjidir, güçtür, kuvvettir, cesurdur, korkusuzdur, ataktır, gözü karadır. Gençlik umuttur, düştür, hayaldir, gelecektir. Toplumun itici gücüdür. Yeniliğin, değişimin öncüsü, geleceğin yılmaz savaşçısıdır. Sağduyusu yüksektir. Ülkesi, milleti ve devleti için yapamayacağı iş yoktur. Bunun için Atatürk, cumhuriyeti, devrimlerini gençliğe emanet etmiştir. Gençliği korumak, kollamak, ülkenin geleceğini koruyup kollamak, garanti altına almak demektir. Gençliği eğitmek, yetiştirmek ülkenin geleceğini güvenli ellere teslim etmektir.
Eğitim-öğretim çocukluktan gençliğe ve ölene kadar tüm yaşam sürecini kapsar. Toplumun geleceği gençliğin eğitimiyle şekillenir. Ne kadar kaliteli, nitelikli eğitim alır, başarılı olursa, toplumun geleceği de o denli aydınlık ve parlak olur. Gençlerin başarısı toplumun başarısıdır. Siyasiler kerameti her ne kadar kendilerinden bilseler de keramet kaliteli, nitelikli ve başarılı gençliktedir.
Toplumun özel ve kamu alanlarında çalışması, üretmesi ve yönetmesi gereken gençlik, çok üzgününüm ki, daha okul yıllarında, devletin, özellikle Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlıklarının yapmadığı görevlerinden dolayı okulu bırakmak, ailesinin yanına dönmek zorunda kalıyor.
Bir soru üzerine, Yüksek Öğretim Kurumu Başkanlığının yaptığı bir açıklamaya göre 2015-2025 yılları arasında 9.7 milyonu erkek, 9 milyonu kadın olmak üzere, 19 milyonu aşkın gencimiz üniversiteyi bırakmak ve ailesinin yanına dönmek zorunda kalmıştır. 16.9 milyonu devlet üniversitelerinden, 2.1 milyonu vakıf üniversitelerinden, 57 bin öğrenci de vakıflara bağlı yüksek okullardan ayrılmıştır.
Yurt ve barınma sorunu, beslenme, kitap temini, ekonomik krize kurban edilerek öğrencilerin yaşam koşullarını çok ağırlaştırdığı için okullarını bırakıp ailelerinin yanına dönmek zorunda kalmışlardır. Ailelerin dişinden tırnağında artırarak üniversiteyi kazanmak için dershanelere ödedikleri paralar da heba olup gitmiştir. O gençler ki okullarından mezun olduktan sonra da iş-aş-ekmek sorunu yaşamakta, bir türlü iş bulup çalışamamaktadırlar. Siyasilerin tavan yapan popülizmi sayesinde “evlenmeleri” teşvik edilmekte, fakat aynı siyasilerin çalışma ortamı yaratıp geleceklerini garanti altına almamaktalar. Bu gençler verdikleri sözleri tutmayanların kredilerine mi güvenerek hayatlarını kuracak, çoluk çocuk sahibi olacaklardır?
“Evlenin ve en az üç çocuk sahibi olun” diyen politikacılar da çok iyi biliyorlar ki “yarattıkları enflasyonist ve çok pahalı ekonomi içinde geçinemeyen gençler elbette ki evlenemeyeceklerdir. Kendilerini besleyip bakamayan, kazandıkları okullarda eğitimlerini sürdüremeyen gençler nasıl çocuk bakacaklardır? Asgari ücret bile alsalar geçinmeleri olanaksız. Çünkü ev kirası ödeyemeyeceklerdir. “En az üç çocuk” derlerken, aslında hayat pahalılığı ve enflasyonla doğum kontrolünün en kralını yapıyorlar.
Devlet zor durumdaki gençleri okutmalı, mutlaka bir meslek sahibi olmalarını sağlamalıdır. Çalışmak, evlenmek, yuva kurmak, çocuk sahibi olmaktan çok daha önemlidir. Devletin, annelerin, babaların öncül düşüncesi “evlilik” değil, iş edinmelerini sağlamaktır.
Eğitime öğretime çok değer ve önem verdiğini algılatmak isteyen iktidar, üretim yapmadan, paranın değerini para basarak nasıl düşürmüşse, o kadar çok üniversite açtı ki, kalite-nitelik olmadığı için üniversitelerin de değerini düşürdü. Bu iktidar, “bilimi, teknolojiyi, çağdaşlığı çok önemsiyor, boyuna üniversite açıyor” densin istiyor. Bilimin, teknolojinin onlar için bir anlamı yok.
İhtiyaçlara göre yetiştirilmeyen ve eğitilmeyen çocuklar kalitesiz-niteliksiz-özelliksiz diploma alıyorlar, hayata atılıyorlar, ama iş bulup çalışamıyorlar. Üniversiteler o denli bilim ve teknoloji üretmede yetersiz ki, dünya üniversiteleri içerisinde adları bile geçmiyor, üniversiteler sıralamasına dahi alınmıyorlar. On yılda on dokuz milyon öğrenci üniversiteyi bırakmasına karşın, bugün milyonlarcaya varan üniversite mezunları işsizler ordusunu oluşturuyorlar. Bu, ülke için, toplum için çok tehlikeli bir boyuttur. Neden mi?
Prof. Mustafa Akdağ’ın muhteşem bir eseri var. İstisnasız her “aydının” Osmanlı hakkında bilgi sahibi olması için Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi’ni okuması gerekir. Eminim ki pek çok yeni bilgi kazandırırken, yanlış yerleşmiş pek çok bilgiyi de doğrusu ile düzeltecektir.
Osmanlı on altıncı yüzyılda yerleşik düzene geçerken eski toprak düzenini de değiştirmiştir. “Celali isyanları” diye adlandırılan bu başkaldırı, Bozoklu Şeyh Celal’le1619’da başlayan ve I. Ahmet dönemine kadar süren, Osmanlı yönetimine karşı çıkanların isyanıdır. Yüzyılı aşkın bir süre devam etmiştir. Bu isyana suhteler-softalar-medrese öğrencileri başta olmak üzere(molla sayıldıkları için askere de alınmıyorlardı. İstanbul medreselerinden mezun olanlara iş verilirken Anadolu medreselerinden mezun olanlar istihdam dahi edilmiyor, başıboş dolaşıyor, halka yapmadıkları ahlaksızlık ve kötülük kalmıyordu), leventler (deniz ve kıyı koruma askerleri), sekbanlar(sınır boyu askerleri) ellerinden toprakları alındığı için devlete duydukları öfkeyle isyana katıldılar. / Osmanlı yönetimini istemeyen zümrelerin, Şii eğilimli Türkmenlerin Safevilerin tahrikleriyle başkaldırmaları büyük bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Topraksız köylüler, “ağır vergilerden ezilenler, toprakları ellerinden alınanlar, yerel yöneticilerin baskı ve adaletsizliklerinden bunalanlar başkaldırdılar.” / Tarih, yönetim hatalarını tüm çıplaklığı ile gözler önüne sererken düşünenler de gereken dersi okuyup alırlar.
Gençliğe sahip çıkılmalı ve gençlik ekmekle, işle, açlıkla, görev verilmemekle denenmemelidir. Hele düşüncelerini açıkladılar diye, yargı sopasıyla dövülmemelidirler. Suriyelilere, Afganlılara ve diğer sığınmacılara gösterilen hoşgörü, “iş beğenmiyor” diye yaftalanan ve toplumun temel direği olan gençlere de gösterilmelidir. Hem sigortası ödenmeli, hem de çağdaş ihtiyaçlarını karşılayacak ücretler verilmelidir. Cezalandırma asla akla getirilmemelidir. Tepkisini gösteren gençler ikide bir “yakalanıp içeri atılmamalıdır.” Onların “bizim çocuklarımız” olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Dövülen, bastırılan, susturulan gençlik, eziktir, korkaktır, kişiliksizdir, kendine güveni yoktur. Kişilik özgür ortamda kazanılır. “Sürü de kişilik yoktur.”
Devlet, okulu bırakmalarına asla izin vermemeli ve gençlerin elinden tutmalıdır.
Sevgiyle, esenlikle kalınız…
bilbatuhan@hotmail.com