Adı TRABZONSPOR
Rakibi ise yıllar sonra Süper Lig’e çıkan Diyarbekirspor, yani Amedspor…
Ne oldu? Maçın başlarında öne geçtik. Sonra ne oldu? Başa baş oynarken bir anda her şey tersine döndü.
Maçı kim kazanacak?
Bir farkla önde iken rakip de onu düşünüyordu. Peki, ne oldu?
Kenar yönetiminin dahi haberi olmadı.
Boş topla ben de oynarım. Önemli olan maçı kazanmak.
Artık “Şu oldu, bu oldu.” söylemlerini bir kenara bırakalım.
Yönetime bir haykırışım olacaktır:
Buyurun beyler!
Bu akşam saat iki buçukta, “Ben yoruldum. Bu dört sıfırlık mağlubiyetle uyuyamam. İstifa ettim.” diyen hocanın istifasını kabul etmezken sizler zarar görmezsiniz, bilemediniz ki…!
Rahmetli Özkan Sümer’in Trabzonspor tarihine işlenmiş bir sözü vardır:
“Trabzonspor her dönem kendi misyonuna göre transfer yapar, kendi misyonuna göre hoca alır.”
Fatih hocayı çok eleştirdiğim maçlar vardır. Oysa şimdi ona hiçbirimizin hakkı yoktur.
Neden?
Çünkü gecenin iki buçuğunda istifa etti.
Trabzonspor başıboş bir takım mıdır ki hocanın istifasını kabul etmediniz?
İşte şimdi her biriniz telefon diplomasisi yürütüyorsunuz.
Her birimizin iki gözü var, izledik.
Benim hürriyetim elimde.
Şu Trabzon’da balıkçı olsam bilemem…
Şu Trabzon’da bakkal olsam bilemem…
Şu Trabzon’da kuyumcu Metin olsam, “O altından anlıyor.” der, kızamam.
Ama ben şu Trabzon’da kırk yıllık maçlara tanık oldum.
Yine de anlamıyorum.
Şurası bir gerçek ki…
Trabzonspor’un yönetiminin uzağında bir idari yönetici var ki…
Aynen benim gibi dalıyorum, kafesi çıkartmaya çalışıyorum.
İnsanoğlu değil ya, bir ahtapot Ege sahilleri…
Şimdi Trabzonspor’un elindeki şu Amed’i bir aşağıya, bir yukarıya…
Yine de aklını alır.
Bu kadro, en azından yenilmezdi.
Şimdi anlaşıldı ki…
Bu takımı kim yönetiyor?
Bu kadronun derinliği ve avantajları bu denli ortadayken ne oldu?
Cevap yönetimdedir.
“Dağlardan aşağı indik.” diyorsak…
Kız evladı babayı arıyor:
“Buba, neredesin?”
“Kızum, Haşimdi geldim.”
Yine lafımdayım…
Bir takımda hoca istifa etmek istediğinde yönetim, hocanın ayrılmasını engellerse hocaya altın madeni bahşeder.
Lakin o yönetimi de bir daha konuşturmaz.
Böyle konular varken maçı mı konuşayım?
Çarşambanın gelişi perşembe değil mi?
Hep kandırıldık.
Aynı sinema…
Aynı perde…
Ve yine aynı hikâye: