GÜR BİR SESİN ÖYKÜSÜ-CEMAL ENGİNYURT

Türk siyasetinde kimi adlar vardır, konuştuğunda yalnızca söz kurmaz, meydan kurar. Kimileri de kürsüye çıktığında yalnızca siyaset yapmaz, savaşım ateşini harlar. Cemal Enginyurt işte böylesi bir siyaset adamıdır. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi sıralarında bulunan Cemal Enginyurt, geldiği ülkücü kökü hiçbir zaman yadsımayan bir addır. İnsan, geçmişini silmeden bugünkü duruşunu savunabiliyorsa, bu tutum siyaset dünyasında az rastlanan bir sağlamlıktır. Enginyurt’un diğer siyasetçilerden ayrıldığı yer de tam burasıdır. Kökünü gizlemeden yeni bir savaşım çizgisinde yer alıyor. Üstelik bunu açıkça dile getiriyor:

“CHP’nin alın teriyle kazanılmış oylarıyla seçildim.” Bu söz, Türk siyasetinde giderek eksilen bağlılık duygusunun da özeti sayılır. Cemal Enginyurt, CHP’ye yalnızca bir siyasal durak gözüyle bakmıyor. Her konuşmasında CHP’nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunu anımsatıyor. Cumhuriyet’in temelini atan anlayışın bugün de halkın özgürlük savaşımındaki son dayanak olduğunu yüksek sesle söylüyor. Özellikle “tek kişi düzeni” tartışmalarının yoğunlaştığı günümüzde CHP’yi “son kale” diye nitelemesi, onun siyasal duruşunun ana eksenini oluşturuyor.

Atatürk’ten söz ettiği anlardaysa yüzünde ayrı bir aydınlık beliriyor. “Mavi gözlü dev adam” dediğinde sesindeki coşku, yüzündeki gülümsemeyle birleşiyor. O anlarda yalnızca bir siyasetçi konuşmuyor; Cumhuriyet’e gönülden bağlı bir yurtseverin içtenliği kürsüye yansıyor.

Enginyurt’u öne çıkaran özellik, sadece sert çıkışları ile sınırlanamaz. Onun sözlerinde başka bir damar daha vardır: Tam bağımsız Türkiye inancı. Bugün birçok kişinin yalnızca bir söz gibi andığı Deniz Gezmiş ile arkadaşlarını, Cemal Enginyurt içten gelen bir bağlılıkla anıyor. Bunu siyasal hesap uğruna yapmaktan ziyade, yürekten yapıyor. Deniz Gezmiş’in darağacına giderken söylediği: “Biz korkuyu Kerbela’da bıraktık.” Sözünü her dile getirişinde yüzündeki anlatım, saygının açık bir yansımasına dönüşüyor. Denizlerin “Yaşasın tam bağımsız Türkiye” haykırışını da kürsülerden güçlü sesiyle yineliyor. Böylece bu topraklarda bağımsızlık savaşımının düşünce ayrılıklarının üstünde bir ortak değer olduğunu anımsatıyor.

Her konuşmasının sonunda söylediği şu söz ise onun siyaset anlayışını en yalın biçimde ortaya koyuyor: “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz…” Bu söz yalnızca bir slogan olmanın ötesindedir. Dayanışmanın, omuz omuza durmanın, birlikte direnmenin güçlü bir çağrısıdır. Belki de bu nedenle Enginyurt’un konuşmaları yalnızca alkış toplamakla kalmıyor; geniş halk kesimlerinde yankı buluyor.

Belki de bu yüzden Cemal Enginyurt, alışılmış siyaset kalıplarına sığmıyor. Çünkü o; milliyetçi geçmişiyle Cumhuriyet değerlerini, halkçı duyarlıkla bağımsızlık ülküsünü aynı potada birleştirebilen ender siyasetçilerden biridir. Sokaktaki insanın diliyle konuşuyor, halkın yüreğine dokunuyor. Sert çıkışlar yapıyor; ancak içtenliği nedeniyle karşılık görüyor. Öfkelendiğinde oynadığı düşünülmüyor. İnsanlar onun kızgınlığının kişisel nedenlerden daha çok, memleket kaygısından doğduğuna inanıyor.

Türkiye’de siyaset uzun yıllardır birbirini suçlayan kamplara sıkıştı. Oysa bu ülkenin yeniden ayağa kalkabilmesi için Deniz Gezmiş’in tam bağımsız Türkiye düşüyle Kuvayı Milliye ruhunun aynı cümlede buluşabilmesi gerekiyor. Cemal Enginyurt’un dili de tam bu kesişme yerinde duruyor.

Herkes onun konuşma biçimini beğenmeyebilir. Herkes aynı siyasal çizgide durmayabilir. Ancak şu gerçeği yok saymak kolay olmasa gerek, Cemal Enginyurt konuştuğunda milyonlarca insan televizyonun sesini açıyor.

Çünkü halk artık ezberlenmiş süslü sözlerden çok, yüreğiyle konuşan insanları görmek istiyor.

Cemal Enginyurt da tam bu nedenle Türkiye siyasetinde sıradan bir milletvekili konumunda kalmıyor; savaşım gücü hâlâ diri kalan bir halk sözcüsü olarak öne çıkıyor.