kent, güzel bir bahar yağmuruna uyandı
gece boyunca sessizce biriken bulutlar,
sabahın ilk ışığında kapıyı çalar gibi
bıraktı kendini toprağa
sanki tanrı, küçücük misket toplarını avucundan savuruyordu;
camlara, saçaklara, kaldırımlara…
her damla yuvarlanıyor, zıplıyor, bir başka damlayla çarpışıp dağılıyordu
toprağın uyanışı hiçbir şeye benzemez
yağmur damlalarının bir mevsim barındırdığı koku;
toprağa sızan yürüyen her damla toprağın içinden yükselen o ilk nefes
ta insanın içine yürür
kimsenin gücü yetmez onu durdurmaya
o da hiçbir zaman bakmaz ardına
gökyüzü eğilir, yeryüzü başını kaldırır ve bir anlığına öpüşürler
arada biz kalırız;
bu törene biraz tanık, biraz da mahcup
dün uzun uzun bakmıştım ağaçlara
bazı dalların uçları domur domur kızarmaya başlamıştı
henüz yaprak değil, henüz çiçek değil;
ama açıkça bir hazırlık, bir nabız atışı
zağanos vadisi içinde yabani kirazlar erkenden kanamış gibi çiçeklenmiş
pembemsi beyazları uzaktan bile seçiliyordu;
sanki vadi, yağmura karşı mendil sallıyordu
bir gün önce sıcaklık mevsim normallerinin çok üstündeydi
-yirmi beş dereceyi gördü
insan gömleğini çıkarıp sokağa öylece karışmak istiyordu
bugünse tam tersi: on derece
rüzgâr, ince bir serinlikle omuzlara dokunuyor
bahar dediğin biraz da budur zaten;
kararsız, aceleci, çocuk gibi
yine de umudumuzu eksiltmiyoruz
toprak kavgaya başlamış bir kere;
kabuğunu yarıyor, içindekini dışarı itiyor
yağmur onun safında
biz de öyle
çünkü her uyanış biraz direniştir ve her bahar,
insanın içindeki kışı yenmek için yeniden yazılmış bir cümle gibi başlar