HANEFi
Aslolan İslam'dır. Cumhurbaşkanımızın “Benim Hanefilik, Hambelilik. Şafiilik, Malikilik veya Şiilik diye bir dinim yoktur, tek din var o da İslam'dır” cümlesi altına imza attığım bir sözdür.
Zaten Hanefi deyince aklıma sadece mezhep gelmiyor. Rahmetlik halamın oğlu güzel insan Hanefi Nalbant da geliyor. Yıllarca kamyonuyla İran'a yük çekti. İran'dan her dönüşte ufak tefek bazı hediyeler getirdiğini nasıl yadsıyabilirim.
Hoş sohbet bir insandı. Kanser illeti onu aramızdan erken aldı. Onda en takdir ettiğim şey; insanı sonuna kadar dinlemesini bilmesiydi. Kimsenin sözünü kesmez, saatlerce birçok gevezeye tahammül ederdi. Buna çok kez şahit oldum.
Böylesine sabırlı bir insan, böylesine mütevazi bir karakter günümüz dünyasında mumu bırak pejektörle arasan bulunmaz.
Ogulları; Uğur, Ali ve Şafak iyi çocuklar. Kızı Fatma bir başka muhabbetli güzel insan. Hanımı Günnaz; insanını seven, misafirperver, çilekeş bir kadın. Çok zorlukların üstesinden gelmeyi başardı.
Neyse biz Hanefi ağabeye dönelim.. Bir kere iyi bir futbolseverdi. Trabzonspor düşkünüydü. Çocuklarından biri hariç onlar da Trabzonsporlu. Aralarında bir falso var ama o da bu güzel bahçenin dikeni sayılsın.
Hanefi ağabey aynı zamanda çok milliyetperver bir insandı. Karaoğlan'ı (Ecevit) Kıbrıs'taki duruşuyla sevmiş yüzde birdeyken bile terk etmemişti.
Namazına düşkün iyi bir mumindi ömrü boyunca. Benimle siyasi meseleleri istişare eder, bana din ile ve Trabzonspor'la ilgili birçok şey sorardı.
Bir kere demokrat bir ruhu vardı. Öğrenmeyi sever, basını takip eder ve haberleri hiç kaçırmazdı.
Varlığında diplomasının üstünde bir feraset taşırdı.
‘Okuduğuyla amel etmeyenler ciltlerce kitap taşıyan merkepler gibidir’ sözündeki insanlara hiç benzemezdi. Az sözle öz tarifler yapardı.
Mayası sağlamdı. Baba tarafı da anne tarafı da görmüş geçirmiş bir maziye sahipti. İşte bu dolu geçmiş, onu pişirmiş kamil bir insan yapmıştı.
Kalp kırmayı sevmez; “Bu çeşme nasıl çeşme/ Su içecek tası yok/ Kırma insan kalbini/ Yapacak ustası yok” dizelerini hayatının odağında beslerdi.
Geçen gün kız kardeşi Ayşe de ani bir krizle hayata veda etti. Çoktu halamın çocukları, şimdi bir elin parmaklarının altına kadar düştüler.
Kör olsun bu gazetecilik. Çoğunun hastalığında yanlarında olamadım. Her gün çıkması gerek gazete, fırındaki ekmek gibi.
Herkes kalbimi biliyor. Hanefi ağabey de mekanında biliyor. “Yeter ki sen bu vatan için üret, biz seni mazur görürüz” derdi. Mekanları cennet olsun..
Güzel insanlar ölse de yaşarlar, bizim görmediğimiz bir yerlerde..
Yenilenmiş kadrosuyla Süper Lig'in ilk hatasında Kasımpaşa ile karşılaşan Bordo-Mavililer, Lazio'dan transferi Onazi ile her iki yarıda iki gol bularak üç puanın sahibi oldu.
Maçın ilk yarısında oyunu rakip sahaya taşımakta güçlük çeken Trabzonspor, gol yollarında istediği pozisyonları yakalayamadı. İstek ve arzu yönünden takımı iyi bulsam da sahya yayılma, yardımlaşma ve birlikte hareket etme analamında yeterli bulmadım.
Defansın göbeğinde oynayan Durica tam isabet bir transfer dedirtirken, tabii ki maçın kahramanı Onazi'ydi.
Castillo zaman zaman oyuna hareket getirse de getirdiği topları forvet Muhammetle buluşturamadı. Bunda Muhammet'in yer tutma hatalarının da payı vardı.
İkinci yarı Fırtına biraz daha mantıklı oynadı. Yusuf'la net iki pozisyonu harcadı. Takımı rahatlatması gereken Yusuf zaman zaman arkadaşlarına yük oldu.
İkinci yarının sonunda Onazi bir gol daha atarak Kasımpaşa'yı niyazi yaptı.
Geçen yıl bitmiş bir kadroya yağdır mevlam su dercesine gol yağdıran Rıza'nın talebeleri, bu kez 2-0'lık mağlubuyete rıza göstermek zorunda kaldı.
Kazanmak iyidir. Kazanırken yanlışları analiz etmek ise hepsinden iyidir.