Kitabın Yazarı: Alev COŞKUN / Kitabın alt başlığı: Aydınlanma Devrimcisi / Kapak: Hasan Ali Yücel’le öğrencilerin çekilmiş bir fotoğrafı; Cumhuriyet Kitaplarından, inceleme, genişletilmiş, gözden geçirilmiş 7. Baskı. Aralık 2023. İstanbul.
Alev Coşkun, Hasan Ali Yücel’in sonuna, yazdığı kitaplar, Kaynakça ve Dizin ekledi, kitap 276 sayfadan oluştu.
*
Japonların 1870-1890 yılları arasında eğitimde yaptığı çıkışı ATATÜRK’ÜN DEVRİMLERİNE, düşünce, inanç, arzu, istek, azim ve kesin kararlılığına rağmen Türkler 1923-1946 yılları arasında beklenilen düzeyde gerçekleştiremedi. “Halk mektepleriyle”, köy enstitüleriyle yaratılan “o ruh, o inanç, o arzu, o devrimci istek” ilerlemenin, gelişmenin, çağdaşlaşmanın düşmanlarınca söndürüldü ve Tevfik İleri’nin ağzından halka “sizi okul belasından kurtaracağım” sözüyle siyasi düşünce ve eylemine dönüştü. / İnönü’ye rağmen bu atılım devrinin kapıları Hasan Ali Yücel’in görevden alınıp Reşat Şemsettin Sirer’in atanmasıyla kapandı, karanlık güçlerin ve Amerika’nın istekleri doğrultusunda “Türk eğitim ve öğretimi” kesintiye uğratılarak yeniden çağdışılığa itildi. Türk “Maarif Vekaletinin” başına Türklerden ve Amerikalılardan oluşan bir komisyon atandı ve bu komisyon hala görevinin başında, başkanı da Amerikan Büyük Elçisidir.
Cumhuriyet kurulduğunda on üç milyon olan nüfusun ancak %2,5’u okuryazardı; %80’i köylerde, %20’si kent ve kasabalarda yaşardı. / Halk ilkel araç ve gereçlerle eker-biçer, tarımı-hayvancılığı geleneksel yöntemlerle yapardı. Üretimi verimli değildi. Ancak kıt kanaat yaşamasına yeterdi. Doğu, Güney Doğu ve Orta Anadolu’da büyük toprak sahiplerinin her biri yüzlerce köye sahiptiler. Üzerlerinde yaşayan köylüler ırgat olarak karın tokluğuna çalışırlardı. / Atatürk ve yöneticiler yeni formüllerle yeni çözüm yolları bulmaya çalışıyorlardı: Köylü eğitilecekti, çağdaş bilgi ve becerilerle donatılacak, verim artırılacak, halk ırgatlıktan kurtarılacak, “köylü milletin efendisi” olacaktı.
Köyden alınan köy çocukları okul koşulları altında her türlü kültür, sanat ve uygarlık verileriyle yetiştirilecek, tarımı, hayvancılığı öğrenecek, taş, kereste, demir ustalığını ve becerilerini kazanacak, sağlık etiğimi alarak insanlara ve hayvanlara hizmet verecek, okullardan aldığı “uygarlık ışığını köylere götürecekti.” Yerinde, yaparak, yaşayarak öğrenecek ve köylüsüne öğretecekti. / Bunu başaracak okullar KÖY ENSTİTÜLERİ olacaktı.
Ne var ki, çıkarlarına dokunacağını anlayan kimi güçler, toprak ağaları, büyük toprak sahipleri, aşiret reisleri, şıhlar-şeyhler, tarikat ve zaviye “ehli kişiler” örgütlü bir biçimde harekete geçtiler. Daha kuruluş-yasa aşamasında, “kurtuluş yolu arayanların karşısına gazeteleriyle, dergileriyle dikildiler, siyaset sahnesinde tarihi şahsiyetlerle meydan okudular. Aydınlanmacı bir eğitime engel olmak için durmadan çalıştılar. Daha örgütlü ve daha güçlü olarak hamaset dolu duygu ve düşünceleriyle 1946’da gözden düşürmeyi ve Köy Enstitülerinin başkahramanlarını yemeyi başardılar. 1954’te de tamamen kapatıp öğretmen okullarının açılmasına kadar işi götürdüler.
Alev Coşkun, Cumhuriyet’in eğitim-öğretim tarihinde “silinmeyecek izler bırakan, güncelliğini yitirmeyen, hakkında yüzlerce inceleme, araştırma, roman, öykü yazılan, konferanslar verilen, sempozyumlar düzenlenen Köy Enstitülerinin doğuşunu, kahramanlarını, “bir devrin müthiş bilge, çalışkan, kaliteli, nitelikli insanlarıyla” Cumhuriyet’in kültür tarihine HASAN ALİ YÜCEL kitabıyla armağan etmiştir. Hakkında yalan-yanlış, dedikodular ve iftiralar üretilen bir okulun değeri yıllar sonra hem Türkiye’de, hem de bütün dünyada daha da çok anlaşılmıştır.
Okulun karşısında duran şahsiyetler, başta Emin Sazak, Kinyas Kartal gibi ağalar, Kazım Karabekir, Fevzi Çakmak gibi paşalar olmak üzere, tarikatlar-dinciler, gelenekçi-görenekçiler, aklın, bilimin, aydınlanmanın, ilerlemenin, gelişmenin ve Atatürk Devrimlerinin karşısında durup düşmanca saldıranlar, Köy Enstitülerinin kapatılmasını istediler.
İkinci Dünya Savaşı’nın sürüp gittiği 1943 yılında felsefe eğitimi almış, gazetelerde, dergilerde yazılar yazmış, ders kitapları kaleme almış, Doğu ve Batı uygarlığını çok iyi bilen, Bakan Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’tan İnönü, “bir yıl içinde 20 olan köy enstitülerini 40’a, ikinci yıl da 60’a çıkarılmasını” istedi. Para bulunsa dahi bu okullarda eğitim-öğretim verecek öğretmen yoktu. Köy enstitülerini bu kadar çok benimseyen İnönü, İkinci Dünya Savaşıyla yıprandı, partideki eski gücünü kaybetti, üç yıl sonra da Köy Enstitülerinin yanında duramadı. Parti içi muhalifleri iktidarı ele geçirdiler. Hasan Ali Yücel görevden alındı, Reşat Şemsettin Sirer getirildi.
Savaşın son yıllarında Sovyet Rusya Kars’ı, Ardahan’ı, Artvin’i istemekle kalmadı Montrö Antlaşmasına karşın Boğazlarda hakkı olduğunu söyleyerek “üs” kurmak isteğini bildirdi. Yalnızlaşan ve Sovyetlere karşı güçsüz ve zayıf kalan Türkiye, savaşın son günlerinde Almanya’ya savaş ilan ederek Amerika, İngiltere ve Fransa’nın yanında yer aldı, safını belli etti. Siyasette ve yazılı basında İnönü’nün karşısında çok güçlü bir blok oluşturuldu. 1945, 1946, 1947’de Amerika ile yapılan Kültür ve Yardımlaşma antlaşmalarıyla iç yapılanma acı da olsa Amerika’nın istekleri doğrultusunda düzenlendi. Dış baskıların ve iç dinamiklerin ortak hareketiyle Anadolu’da açan çiçeklerin nasıl koparılıp soldurulduğunu, yanan ışıkların nasıl söndürüldüğünü, ”Köy Enstitüleri” olarak adlandırılan bu muhteşem eğitim-öğretim devrimini ve daha fazlasını Hasan Ali Yücel’den içiniz yanarak okuyacaksınız.
Kendi becerisi ve toprağıyla kendilerini nasıl var ettiklerini, Anadolu’yu aydınlatmak için nasıl özveri ile uğraştıklarını yüzlerce yazar ve sanatçı yetiştiren Köy Enstitülerini göreceksiniz. Hainlik, millete ileri, yeni bir hayat, yeni bir dünya, çağdaş olanaklar sunan bu okulları kapatmaktır. O aydınlanmanın önünü kesen hainleri daha iyi tanıyacaksınız. / Güzel okumalar ve aydınlanmalar.
Sevgiyle, esenlikle kalınız…
TURAN BAHADIR bilbatuhan@hotmail.com