HASILCI VE FETÖ
İnsanları dinle tehdit ederek istedikleri yongayı onlardan alan bu gruplar, dinin hakiki önermelerini anlatan Arif hocaları da gözden düşürecek iftiraları fısıltı marifetiyle topluma hep zerk ettiler.
Daima ikinci bir gündemle yaşayan bu gruplar bugün karşımıza FETÖ olarak çıktı. Yarın hangi isimle çıkacaklarını bilmiyoruz.
Bakınız nefes alan, bizim gibi yiyip içen ve eşiyle yaşayan hiçbir insanın bir hikmeti olmaz. Kişiyi ayrıcalıklı kılan etrafındaki dalkavuklardır. Bu sözle takva sahibini inkar etmiyoruz. Onun halinden hallenen diğer insanları da dalkavuk görmüyoruz. Buradaki ince çizgi; takva ehli insanın görmesi gereken saygının ötesinde bir durumdur. Yani tılsımlı bir kişilik inşa edilip ona adeta tapınılacak nazarla değer yüklemeyedir isyanımız.
Ben kendi çevremden örnek vermek isterim meseleyi aydınlatmak için.
Beş vakit namazına beş daha katan babaannemin öldüğünde çekmecesinden cennetten aldığı bir arsa çıktı. Bu nedir falan diye kardeşim Murat'la mütaala ederken işin aslını öğrenmemiz fazla sürmedi. Babam "Nineninizin gerçek adını bilmediğim Hasılcı lakaplı bir komşuları vardı. O zat büyük hocayım diye isim yapmıştı. İnsanlar uzak diyarlardan gelerek bu hocaya muska falan yaptırmanın yanında ondan el alırlardı. Bu sahtekar cennetten arsa da satardı. Tahminim o hocanın karısı ninenize komşuluk hediyesi olarak bu sahtekarlık belgesini vermiş olmalı. Belki parayla almıştır, kimbilir" diye meselenin sır kapısını aralaması bizi tatmin etti.
Sonra ben bu sahtekar hoca ölmüş olsa da onun çevresinde bulunmuş insanlardan siciline dönük bir araştırma yaptım.
Komşularından biri anlattı: Bu hocanın müritleri evinde toplanmışlar, sözümona zikir yapıyorlar. Evin gelini misafirlere pilav, kavurma, ayran ikramı için hazırlıkları tamamlamış yemek için kayınpeder hocadan işaret bekliyor. O esnada hoca müritlerine gördüğü halisasyonlar üstünden "Evet şeytanı gördüm, bak bak Kabe'ye çiş ediyor. Tet, uğursuz deyip uzaklaştırdı. Çok şükür!" diye heyecanlı heyecanlı anlattığını içeriden gelin de duymaktadır. Müritler bu anlatımlardan etkilenip ağlayanlar, tekbir getirenler falan tam bir curcuna var evde.
Fasıl bitince yemekler istenir. Mutfaktan oturma odasına açılan namahrem deliğinden gelin yemekleri içeri tek tek verir. Her tabağın üstü kavurmayla dolu iken kayınpederinin özel tabağının kavurmasını pilavın altına koyar.
Muhterem hoca benim tabağıma kavurma koymamışsın diye içeri seslendiğinde delikten anlamlı bir cevap gelir: "Az önce Kabe'deki şeytanı gördün beybaba, şimdi pilavın altındaki kavurmayı nasıl fark edemedin"
Müritler gülüşür ama bu cevaptaki inceliği çözecek zihinsel mecalleri yoktur.
Ez cümle bu FETÖ meselesini bu ölçüleri de kullanıp CİA soslu olarak yeniden düşünmek gerek. Darbe işte böyle böyle topa tüfeğe mermiye dönüşüyor. Allah milletimizi esirgesin.