HAVADA BULUT YOK!


Bugün Pazar biraz gündem dışına çıkalım, haftanın yoğun stresini üzerimizden atalım dedim. Dedim ama  hani bir söz var ‘Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak’ diye..


Aynen öyle bir hal oldu gündem dışımız!..


Aracımızla yol alırken radyodan yükselen türkü bizi her zaman olduğu gibi alıp uzaklara götürürken tüylerimizi de diken diken etti..


Nasıl etmesin ki!


Biz öyle bir milletiz ki...


Türkülerle gözlerimiz doluyor,  boğazlarımız düğümleniyor, ağıtlar yükseliyor..


Türkülerle isyanımızı dile getirir oluyoruz..


Çünkü biz duygu milletiyiz!


“Havada bulut yok

Bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok

Bu ne figandır

Şu yemen elleri ne de yamandır”


diye başlayan;


“Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasını bakın nesi var

Bir çift potin ile bir de fesi var”


diye süren türküyü bilmeyenimiz yoktur. 


Bu türküyü dinlerken gözleri dolmayanımız var mı?


Ağlatırken çok şey de düşündürür.


Bu vatan uğruna hayatlarını kaybeden aziz şehitlerimizi hatırlatır.


Dün olduğu gibi bugün de günümüzün en acıklı türküsüdür.


Hiç kuşkusuz yarın da öyle olacaktır.


Aradan yıllar hatta asırlar geçse bile unutulmaz.


Türkünün özü aslında bir ağıttır. 


Bu ağıt zamanla, söylene söylene bir türkü haline dönüşmüştür. Türk milleti tarafından sevilen bir türkü, Yemen’de düşen binlerce şehidimize atfedilmiş. Sonra bütün şehitlerimizle özdeştirilmiştir.


Türkünün aslı, şimdi türkücülerin ağzından söylendiği gibi değildir aslında.


Gerçeği şöyle der:


“Orası Huşdur

Yolu yokuştur

.../...

Giden gelmiyor

Acep ne iştir

.../...

Ah o Yemen’dir

Gülü çemendir

.../...

Giden gelmiyor

Acep nedendir.”


Nasıl çıkmıştır bu türkü.


Tarihimizin altın sayfalarında bu olayı rahmetli olan bir Yemen gazisi şöyle anlatır:                  

 

Muşlu bir aile Yemen’e askere gönderdiği çocuğundan bir gün haber alır. Çocuğu Yemen yollarında ya da oralardaki savaşlardan birinde ölmüştür ama bunu ailesine duyurmakla görevli olan görevliler ilgililere, yani akrabalarına bunu duyurmakta çok zorlanırlar.


Haberi verecek olan ilgililer, düşünürler taşınırlar, sonunda çocuğun cepheden iade edilmiş olan bazı eşyalarını ve postallarını, bu gencin askere giderken kendi yanında taşıdığı torbasına doldurup, bir gece sabaha karşı evlerinin kapısına bırakırlar.


Sabah erkenden namaza kalkan şehit anası, kapıyı açar bir bakar ki ne görsün, kapısının önünde oğlunun askere giderken götürdüğü, bir torbası duruyor.


Torbaya dikkatli dikkatli bakar, gerçekten de gördüğü torbanın Yemen’e askere giden biricik oğlunun torbası olduğunu hemen anlar. Önce sevinerek, oğlunu sağda solda aramaya başlar ama onu hiçbir yerde bulamaz. Eve geri dönüp sürpriz yaptığını sandığı oğlunu beklemeye başlar.


Beklerken, nerden aklına geldiyse, torbanın ağzını açar ve içindekileri dışarı çıkartır.


Bir de bakar ki ne görsün, bir çift parçalanmış olan postal ile, bir çift parçalanmış çorabıyla, öldüğüne dair künyesinden başka bir şey değildir torbanın içinden çıkan.


İşte şehit anası olan kadın o anda durumu anlar ve ölen oğlunun arkasından askere giderken evde bıraktığı geliniyle beraber ağlamaya ve ağıt yakmaya başlar.


İşte bizim de dinlediğimiz o ağıt bu şekilde ortaya çıkmış olur.


Birlikte bu havayı soluduktan sonra, bu ülkenin başına bir şey gelir mi diye korkmayın!..


İşte biz Türk  Milleti olarak böyle bir milletiz!..

 

 

Bakın son aylarda sosyal medyada en çok paylaşılan bir analiz, bir haber!


İki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya atmış şöyle ki;..


"Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır."


Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:


• Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.


• Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.


• Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.


• Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.


Cornell Üniversitesi'ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik "Nasıl geçti?" sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi...


Soruların yüzde 10'una bile yanıt veremeyenlerin “Kendilerine güvenleri” müthişti. Onların "Testin yüzde 60'ına doğru yanıt verdiklerini" düşündükleri; hatta "İyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları" ortaya çıktı.


Soruların yüzde 90'ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “En alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70'ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.


Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu'nun metni yazıldı:


“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!


Ancak bu ‘Cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.


Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.


Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler


Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘Fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler... Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler... Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar..."


N'olur fazla mütevazi olmayın!...


"Siz de çevrenize şöyle bir bakın" diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti...