*HEDEFTE TÜRKLER VAR?*

Tarihsel perspektiften bakıldığında İran, sadece bir sınır komşusu değil; Selçuklu’dan Safevi’ye, Avşar’dan Kaçar’a kadar Türk devlet aklının yoğrulduğu devasa bir hinterlanddır.

Yaklaşık bin yıl boyunca Türk hanedanları tarafından yönetilen bu coğrafya, bugün hâlâ nüfusunun üçte birinden fazlasını oluşturan Türk varlığıyla (Azerbaycan Türkleri, Kaşkaylar, Türkmenler, Horasan Türkleri) "Dış Türklük" meselesinin en hayati damarlarından biridir.

Bugün bölgede tırmandırılan gerilimin ve İsrail-ABD eksenli müdahalelerin arka planında, sadece bir rejim meselesi değil, aynı zamanda Avrasya’nın kalbindeki Türk kuşağının parçalanması riski bulunmaktadır. İran’daki yoğun Türk nüfusu, Anadolu Türklüğü ile Orta Asya Türklüğü arasında doğal bir köprü vazifesi görmektedir. Olası bir çatışma veya istikrarsızlık, bu köprünün yıkılmasına ve kardeş toplulukların karşı karşıya getirilmesine zemin hazırlayabilir.

Aynı Allah’a ve aynı Peygambere inanan kitlelerin mezhep farklılıkları üzerinden ayrıştırılması, emperyalizmin en eski "böl ve yönet" taktiğidir. Türkiye içerisinde yayılmaya çalışılan "İran’ın inanç dairesi dışı olduğu" yönündeki suni propagandalar, aslında Anadolu Türklüğü ile İran Türklüğü arasına psikolojik bir duvar örme çabasıdır. Bu, Türk dünyasının entegrasyonunu engellemek isteyen merkezlerin yürüttüğü profesyonel bir algı yönetimidir.

Türkiye hava sahasında düşürülen ve kaynağı belirsiz füzeler üzerinden yürütülen kurgu, Türkiye’yi bir NATO operasyonunun öncü gücü haline getirme riskini taşımaktadır. İsrail’in bölgedeki yayılmacı emelleri için Türkiye gibi bir gücü, kendi soydaşlarının yaşadığı bir coğrafyayla savaştırmak, Türk devlet aklının bin yıldır karşılaştığı en büyük "sahte bayrak”operasyonlarından biridir.

Bölgenin iki büyük gücünü birbirine kırdırarak her ikisini de oyun dışı bırakmak.

"Zengezur" gibi Türk dünyasını birleştirecek projeleri, savaş ve istikrarsızlık bahanesiyle süresiz askıya almak.

Bölgedeki tüm direnç odaklarını dağıtarak "Arz-ı Mev'ud" hedeflerine dikensiz bir gül bahçesi hazırlamak, bu savaşın en muhtemel hedefleriyle ilgili görülmektedir.

Türkiye, şimdiye kadar sergilediği itidalli ve stratejik duruşla bu oyunu fark ettiğini göstermiştir. 1. dünya savaşı başlangıcındaki tuzağa Türkiye yeniden düşmeyecek kadar tecrübelidir.

Unutulmamalıdır ki; Tebriz’in huzuru Ankara’nın huzuru, Horasan’ın güvenliği Türk dünyasının güvenliğidir. Mezhepçi bir bakış açısıyla değil, tarihi bir "Türk hinterlandı" şuuruyla hareket etmek, emperyalizmin bölgedeki en büyük korkusudur.

Türkiye, NATO unsurlarını veya dış kışkırtmaları değil, bin yıllık kardeşlik hukukunu merkeze alarak bu tehlikeli oyunu bozacak yegane güçtür.

Elimizde olan bu tarihi fırsatı Türkiye olarak, hiç bir gerekçeyle asla zayi etmemeliyiz. Yoksa tarihin yargılamasından devleti yönetenler kurtulamazlar.