HOŞ GELDİN YA ŞEHR-İ RAMAZAN

Bu gece inşallah ilk sahurumuza kalkıp, yarın Ramazan orucuna başlayacağız. Bizleri bu günlere ulaştıran Yüce Allah’ımıza ne kadar şükür ve hamd etsek azdır. Kulluğun bir ifadesi olarak oruç, bizden önceki kavimlere farz kılındığı gibi bizlere de farz kılınmıştır. Nitekim Cenab-ı Hak; “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden evvelkilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara 2/183) buyurarak bu farziyeti bizlere de bildirmiştir.

Oruç ibadeti İslam’ın beş temel esasından biridir. Oruç; Allah’ın rızasını kazanmak için ibadet maksadıyla gün boyu yemekten, içmekten, nefsi arzulardan uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir. Her şeyin bir zekâtı olduğu gibi, bedenin zekâtı da oruçtur. Kul, zekât ile malını temizlediği gibi, oruç ile de gönlünü ve ruhunu kirleten bazı kötü düşüncelerden arınır. Oruç; Yüce Allah’ın bizlere ihsan ettiği sayısız nimetlere karşılık O’na şükranlarımızı arz etmektir. Ramazan’da bütün organlarımızla oruç tutalım, orucun İslamiyet’ten önceki ilahi dinlerde de var olduğunu hatırlayalım. Oruç, ergenlik çağına gelmiş her Müslümana farzdır, bilelim.

Oruç insanları dünyada kötülüklerden sakındıran, ahirette de cehennem azabından koruyan ve günahların bağışlanmasına vesile olan bir ibadettir. Oruç tutan maddi ve manevi bakımdan huzura kavuşur. İnsanın beklenen manevi hazzı alabilmesi için sadece midesine değil, bütün organlarına oruç tutturması elzemdir. Müslüman, nefsinin aşırı isteklerine karşı koyabilmeli, öfkesini yenebilmeli ve bütün organlarına oruç tutturabilmelidir. Başkalarına zarar vermekten, etrafındaki insanları huzursuz etmekten kaçınmalı, herkesle iyi geçinmelidir. Aslında bunu sadece Ramazanla da sınırlamamalıdır!
Oruç, iradeleri merhametle eğitir ve özgürleştirir. İftar cömertliği, ikramı ve paylaşmayı öğretir. Teravih (Bu yıl virüs sebebi ile evlerimizde eda edeceğiz) ibadetin neşe ve coşkusunu bütün topluma yayar. Sahur, hayır ve bereketin ne olduğunu gösterir. Eğer ibadetlerimizin ahlakımıza, sosyal yaşantımıza önemli bir tesiri yoksa dini yaşantımızda bir kusurumuz var demektir!

Oruç bir ibadet olarak sadece günün belli vakitlerinde yemeden içmeden uzak durmak değildir. Oruç; yaratılışı icabı aceleci olan insana sabrı öğretir. Bitmek bilmeyen arzu ve isteklerine karşı, nefsi terbiye eder, insanı günah işlemeye yönelten özelliklerini kontrol altında tutmasını sağlar.

Oruç insana, kendisinin dışında diğer insanların da halini hatırlatarak, onu iyiliğe sevk eder. Cenab-ı Hak oruç ile insanda bu ahlaki değişikliklerin olmasını ister. Yoksa Allah(c.c.)’in bizim aç kalmamıza ihtiyacı yoktur. Oruç ibadetini sadece, imsaktan iftar vaktine kadar yemekten, içmekten ve nefsi arzulardan bir müddet uzaklaşmak olarak düşünmeyelim. Oruçtan asıl maksat bunlar değildir.

Hz. Peygamberimiz(s.a.v.): “Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına değer vermez”(Riyazu’s-Salihin 2/502) buyurmuşlardır. Öyle ise, bizler de oruç ibadetini bütün benliğimiz ve samimiyetimizle yerine getirmeye çalışmalıyız.

Hz. Peygamberimiz (sav): “Bir kimse faziletine inanarak ve mükâfatını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır”(Buhari İman, 8.II.) Kısacası;

Oruç, ahlakımızı güzelleştirir, kötülüklerden korur. Oruç, merhamet duygularını geliştirir. Oruç, insana yoksulların çektikleri sıkıntıyı yaşatır da onlara yardım elini uzatma alışkanlığı kazandırır. Oruç sağlığı korur, insana sabırlı olmayı öğretir. Oruç nimetlerin kadrini öğretir, aç, fakir ve kimsesiz insanlara ulaşmak yolunu ardına kadar açar…

Kuran'la akıllar ve gönüller sonsuzluk yolculuğuna hazırlanır. Verdiğimiz zekât ve fitreler, toplumun sosyal yaralarını Ramazanın şifalı elleriyle sarar. Bayramla toplum rahmete, birliğe ve coşkuya yürür. Mevlana, Yunus Emre, Hoca Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş Veli gibi Anadolu erenleri, Hz. peygamberden ilham alarak, Ramazanı “gönül yapma eğitimi ve gönül yıkmama terbiyesi” veren bir sevgi ve rahmet ayı olarak değerlendirirler.

Nitekim Sevgili Peygamberimiz, “Oruç tutan nice insan vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir. Oruç insanı (her türlü kötülükten koruyan) kalkandır. Sakın oruçlu iken kötü söz söylemeyin, biri size sataşacak olursa ben oruçluyum” deyin buyurmuştur. (Buhari, Savm,2)      Ramazanın en önemli özelliklerinden birinin bireyselleşen, yalnızlaşan ve yabancılaşan insanı şefkat ve rahmetle kucaklayıp toplumsal hayata katmaktır. Bu mağfiret ikliminde dünya hayatımız renklenirken, gönül dünyamız da yeniden şekillenmeli, bununla birlikte diğer ibadetlerimiz de yoğunluk kazanmalıdır. Özellikle, bizleri Rabbimizle buluşturan ve konuşturan kitabımız Kur’an-ı Kerim her zamankinden daha fazla okunup anlaşılmaya çalışılmalıdır.

Müslüman toplumu tarih boyunca Ramazan ayını aç, fakir ve kimsesiz insanlara ulaşmanın en önemli mevsimi olarak görmesi müstesna bir meziyettir. Ramazan ayı, insanların yalnız kendi dünyalarında, kendi evlerinde, kendi sofralarında yaşadıkları bir zevk olarak kalmasın. O, bütün güzellikleriyle gönlün derinliklerinde yaşanan, yoksullarla, kimsesizlerle ve yüreği yaralı insanlarla güzelliklerin paylaşıldığı güzel günler olsun. Gayretimiz oranında; ramazanın hatırına, Allah hepimize, ribasız, zinasız, yalansız, haramsız bir hayat ihsan eder inşallah.

Ramazan ayının gönüllere barış, mutluluk ve huzur, iftar sofralarına bereket ve hoşgörü ve dindarlığımıza yüksek bir seviye getirmesini, milletimizin ve tüm insanlığın virüs belasından kurtulmasına vesile olmasını Cenab-ı Haktan niyaz ediyoruz.

Ramazanınız mübarek olsun.