HÜCUM SÖYLEMİ VE ÖRGÜT GERÇEĞİ

“Tüm kadrolarımızla hücuma çıkıyoruz” söylemi gerçekten kulağa güçlü, iddialı ve mobilize edici geliyor. Ancak bu cümlenin arkasını dolduracak örgütsel gerçeklik eksikse, bu ifadenin bir slogandan öteye geçmesi güçtür, çoğu zaman olanaksızdır. Çünkü siyasette hücum, niyetten ziyade; disiplinle, koordinasyonla ve en önemlisi diri bir örgüt yapısıyla olanaklıdır.

Bugün sahaya inme iddiası taşıyan birçok siyasi yapı -başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere- kendi iç dinamiklerini sorgulamak zorundadır. Kağıt üzerinde güçlü görünen örgütler, sahaya indiğinde aynı etkiyi yaratamıyorsa burada ciddi bir sorun var demektir. Sorunu seçmende veya söylemde aramaktan ziyade, doğrudan örgüt yapısında aranmalıdır.

Birincisi, “örgüt var ama çalışmıyor” gerçeği artık inkâr edilemez noktada. İl ve ilçe örgütlerinde yıllardır görev yapan, ancak enerjisini, heyecanını ve mücadele azmini kaybetmiş yöneticilerle bir hücum hattı kurmak olanaklı değildir. Siyaset durağanlığı reddeder. Sahaya çıkmadan önce zihniyetin değişmesi gerekir. Örgüt yapısı atalete dönüşmüş bir alışkanlık haline gelmişse; en güçlü sloganlar bile karşılıksız kalabilir.

İkincisi, liyakat sorununun örgütlerin belini büktüğü bilinen bir gerçekliktir. Görev dağılımı yapılırken sadakat mi, yoksa yetkinlik mi esas alınıyor? Eğer yanıt birincisi ise, sahada başarısızlık kaçınılmazdır. Çünkü siyaset, bağlılıktan öte; aynı zamanda beceri, iletişim ve kriz yönetimi işidir. Kapı kapı dolaşacak, seçmeni ikna edecek, eleştiriyi yönetecek kadroların yerine sadece “orada bulunan” isimlerle yola çıkılması, hücumdan ziyade yerinde saymak anlamına gelir.

Üçüncüsü, örgüt içi iletişimsizlik ve kopukluk. Genel merkezden gelen talimatın sahada nasıl karşılık bulduğu çoğu zaman denetlenmiyor. Yukarıda yazılan strateji ile aşağıda uygulanan pratik arasında ciddi bir uçurum var. Bu kopukluk giderilmeden yapılan her çağrı, tabanda karşılıksız kalmaya mahkûmdur.

Dördüncü ve belki de en kritik sorun, hesap verilebilirlik eksikliğidir. Başarısız olan yöneticiler yerinde kalmaya devam ediyorsa, başarıya ulaşanlarla ulaşamayanlar arasında bir ayrım yapılmıyorsa; örgüt zamanla kendini yenileme kabiliyetini yitirir. Oysa siyaset sürekli bir yenilenme ve kendini aşma sürecidir.

Sonuç olarak, “tüm kadrolarla hücum” iddiası ancak şu üçkoşul sağlanırsa anlam kazanır.

  • Dinamik ve çalışkan bir örgüt yapısı
  • Liyakat esaslı görev dağılımı
  • Sahaya yansıyan güçlü bir koordinasyon

Aksi halde bu söylem, gerçeklikle yüzleşmek yerine onu örtmeye çalışan bir retorik olarak kalır.

Siyasette en tehlikeli durum, güçsüz olmaktan ziyade; güçlü olduğunu zannederek harekete geçen örgütlerdir. Eğer örgütler kendilerini yenilemez, uyuşukluğu kırmaz ve sahaya gerçekten hazır hale gelmezse, “hücum” diye çıkılan yol, kısa sürede geri çekilmeye dönüşebilir. Benden söylemesi…