IBAN Mağdurları

Son yıllarda Türkiye'de en çok tartışılan ceza hukuku konularından biri hiç kuşkusuz kamuoyunda "IBAN mağdurları" olarak adlandırılan dosyalar oldu. Özellikle banka hesaplarını veya IBAN bilgilerini üçüncü kişilere kullandıran binlerce vatandaş, daha sonra işlenen dolandırıcılık suçları nedeniyle "nitelikli dolandırıcılık" suçlamasıyla ağır hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Gerçekten organize suç örgütlerinin bir parçası olanlarla, bilgisizliği, tecrübesizliği veya ekonomik sıkıntıları nedeniyle hesabını kullandıran kişilerin aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulması, uzun süredir hukuk çevrelerinde de eleştiriliyordu.

Elbette banka hesabını bilerek suç örgütlerinin hizmetine sunan kişiler ile masum vatandaşların birbirinden ayrılması gerekir. Ancak uygulamada görüldü ki; üniversite öğrencileri, işsiz gençler, emekliler, maddi sıkıntı yaşayan vatandaşlar, internet üzerinden "komisyon kazanma", "evden çalışma", "hesabınızı kiralayın" gibi ilanlara inanan kişiler, çoğu zaman hesabını kullandırdıktan sonra milyonlarca liralık dolandırıcılık dosyalarının şüphelisi hâline gelmektedir. Bir kısmı yalnızca hesabına para geldiğini gördü. Bir kısmı küçük bir komisyon aldı. Bir kısmı ise hesabının hangi amaçla kullanılacağını dahi bilmediğini savunmaktadır. Ancak mevcut uygulamada birçok dosyada bu kişiler, Türk Ceza Kanunu'nun nitelikli dolandırıcılık hükümleri kapsamında değerlendirilerek oldukça ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Bugün "IBAN mağduru" olarak adlandırılan kişilerin yaşadığı temel sorunlar şunlardır:

Öncelikle çoğu kişi, suç örgütünün asli faili olmamasına rağmen aynı suç kapsamında yargılanmaktadır. Bunun yanında 3 yıldan başlayan ve çok daha yüksek cezalara ulaşabilen hapis cezalarıyla karşılaşılabilmektedir. Sabıkasız birçok genç, tek bir hata nedeniyle cezaevine girme riski yaşamaktadır. Bankacılık işlemleri kısıtlanmakta, hesaplarına tedbir konulmakta, ekonomik hayatları olumsuz etkilenmektedir. En önemlisi ise bazı dosyalarda sanığın kastı ile yalnızca hesabını kullandırmış olması arasında yeterli ayrım yapılamadığı yönünde ciddi eleştiriler bulunmaktadır. Ceza hukukunun temel ilkelerinden biri olan "kusur sorumluluğu" ilkesi gereğince herkes ancak kendi kastı ve kusuru oranında sorumlu tutulmalıdır.

Yargı Paketi önemli bir adım olabilir. Kamuoyunun uzun süredir beklediği düzenleme nihayet 12. Yargı Paketi görüşmeleri sırasında gündeme geldi. TBMM Adalet Komisyonu'nda kabul edilen önergeyle, Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine eklenmesi planlanan düzenleme kapsamında, kişinin dolandırıcılık suçuna katkısı yalnızca banka hesabını veya hesap bilgilerinin kullanılmasını sağlamakla sınırlı ise verilecek cezanın yarı oranında indirilebilmesi öngörülmektedir. Üstelik bu düzenlemenin, lehe ceza normu niteliğinde olması nedeniyle geçmiş dosyalara da uygulanabileceği ifade edilmektedir.

Ancak burada çok önemli bir hususun altını çizmek gerekir. Bu düzenleme genel bir af değildir. Bu düzenleme herkese otomatik beraat sağlamamaktadır.

Mahkemeler her dosyada sanığın gerçekten yalnızca hesabını kullandırıp kullandırmadığını, suçtan elde ettiği menfaati, dolandırıcılık planını bilip bilmediğini ve suçun icrasındaki rolünü ayrı ayrı değerlendirecektir. "Ben bilmiyordum." demek tek başına yeterli kabul edilmeyecektir.

Kanaatimize göre bu düzenleme olumlu olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Çünkü asıl sorun, hesap kullandıran herkesin aynı kategori içinde değerlendirilmesidir. Ceza hukukunda asli fail ile yardım eden kişinin, organize suç örgütü mensubu ile kandırılmış vatandaşın aynı kefeye konulmaması gerekir. Mahkemelerin özellikle kast unsurunu çok daha titiz araştırması büyük önem taşımaktadır. Banka kayıtları, telefon görüşmeleri, mesajlaşmalar, para hareketleri ve sanığın ekonomik durumu birlikte değerlendirilmeden adil bir sonuca ulaşılması mümkün değildir.

Yalnızca cezaları değiştirmek yeterli değildir. Önleyici tedbirler de hayata geçirilmelidir. Öncelikle bankalar, hesap sahiplerinin üçüncü kişiler adına yoğun para transferi gerçekleştirmesi durumunda erken uyarı sistemlerini daha etkin kullanmalıdır. MASAK ve bankalar arasında anlık risk analiz mekanizmaları güçlendirilmelidir. Özellikle gençlere yönelik "IBAN kiralama", "hesabını kullandırma", "komisyon karşılığı hesap açtırma" gibi tekliflerin ciddi ceza sorumluluğu doğurabileceğine ilişkin ülke çapında bilinçlendirme kampanyaları düzenlenmelidir. Üniversitelerde, meslek liselerinde ve dijital platformlarda farkındalık eğitimleri verilmesi artık bir zorunluluk hâline gelmiştir. Ayrıca sosyal medya üzerinden "hesabını kirala, para kazan" ilanlarını veren kişi ve organizasyonlara yönelik soruşturmaların çok daha etkin yürütülmesi gerekmektedir.

Hukukun temel amacı sadece cezalandırmak olmamalıdır; yegâne amaç adaleti sağlamak olmalıdır. Suçu organize edenlerle kandırılanları aynı kefeye koyan bir sistem toplumdaki adalet duygusunu zedelemektedir. Öte yandan, "IBAN mağduruyum" iddiasının da otomatik bir cezasızlık gerekçesine dönüşmesine izin verilmemelidir.

Yargı Paketi ile atılan adım bu dengeyi kurmaya yönelik önemli bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Ancak gerçek adalet, her dosyada sanığın kastını, bilgisini, suçtan elde ettiği menfaati ve olaydaki gerçek rolünü titizlikle ortaya koyan bir yargılama ile sağlanabilir.

Unutulmamalıdır ki ceza hukukunda amaç yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, masumu da korumaktır. Hukuk devleti olmanın en önemli ölçüsü de tam olarak budur.