İBRETLİK HALLERİMİZ!..

Dünyayı ayağa kaldıran onca çirkefliğin ardından. Sanki olup bitenden habersizmiş gibi, sureti haktan görünüp; sahte bir hayretle “bakın işte, bizim iyi niyetimizden yararlanıp ne haltlar işlemişler…ALDATILDIK” diye hayıflanmanın hiçbir kıymeti harbiyesi kalmamıştır, kalamaz da. Çünkü her bir şey gözümüzün önünde, hem de gözümüzün elifine baka baka profesyonelce bahşiş dağıtarak icra edildi!..

Şimdilerde saftirik rolüne yatıp, ayranı kabarmış gibi sağa sola tehditler savurmak artık en sadık yandaşa dahi inandırıcı gelmiyor. Hani dillerde pelesenk  meşhur bir tekerleme vardı ya; Men Dakka dukka diye, durum işte aynen odur!

Sapla-samanın, gerçekle-yalanın böylesine birbirine karıştığı süreçlerde, akıl sağlığını korumak adına kadim filozof Immanuel Kant’ı ziyaret etmek, en zihin açıcı uğraştır diye düşünüyorum.

Kant, bir söyleşisinde;

“Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmama durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır.” Diye öğütler…

Bu metin, toplum bilimciler için önemli bir kaynak çünkü toplum bilimciler çoğunlukla başkaları için kılavuzluk yapması beklenen kişiler değil midir? Onlar kurgular, başkalarının davranış ve düşüncelerini belirler ve yönlendirirler, son süreçte salt efendiye hizmet aşkıyla türetilmiş toplum mühendisleri imzalı projeler eliyle; insanların hayatlarına ergin olmadan devam ettiklerinden emin olmak, efendiye bağımlı kalmalarını sağlamak ve sürekli olarak meta ekonomisi bağımlılığına yönlendirilmeleri için her yolun mubah sayıldığına tanıklık yapmıyor muyuz?

Kant tarafından vurgulanan fikri otonomi, bugün belki de eylem otonomisiyle tamamlanmalıdır:

İnsanlar, dünyadaki koşulların bizleri daha parlak bir geleceğe götürmediğinin genel olarak farkındalar: Adaletsizlik gitgide büyüyor, insanların “adil yargılanma hakkı” konusunda kafası hayli karışık, piyasa ve devlet genel bir korku kültürü yürütüyor. Kant’ın da söylediği gibi, eksik olan bilgi ya da kavrayış değil, bu gidişattan sorumlu olanlara karşı direnme kararlılığı ve cesareti.

Birçoğumuz tembel olduğumuz kadar korkağız da. Öyle sanıyorum ki Kant bu durumda, aydınlanmamızın kendimizden çalınmasına izin verdiğimizi söylerdi. Ve belki de toplumsal sorumluluğu olan bizler, düşündüğümüzden daha suçlu olabiliriz.

Jean-Jacques Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi” metninde ifade ettiği gibi, İnsan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur. Bugünse özgür doğuyoruz ancak her yer AVM ve Mağaza zincirleriyle kuşatılmış halde. Hala kendi suçumuzla düşmüş olduğumuz bir ergin olmama halinde yaşıyoruz, kahrolası kurgu, bizim korkuyla yönlendirilmemize neden oluyor.

Arada bir kurallara karşı gelen, gözü kara ve özgür düşünceli cesur insanlarla karşılaşabiliriz. Yine de her gün, kurgunun konvansiyonelliğiyle yönlendirilen ya da bunun tam tersi olarak korkuyla hareket eden insanlarla karşılaşmak biraz ürkütücü. Korku ruhu sarar ve bizleri bencil narsistlere dönüştürür. Nihayetinde herhangi bir merhamet besleyemeyecek, mantık yürütemeyecek hale geliriz.

Açık Tasarım, Kendin-Yap gibi birçok karşı akım ya da sosyal meselelere odaklanan ofis olsa da bunlar dahi bizi bireyci, pürüzsüz ve korku dolu yöne doğru iter. Spot ışıklarını kendimize doğrulttuğumuz anda, tüketici veya kullanıcı fark etmeksizin eşzamanlı bir şekilde diğer yaşamları ve fikirleri karanlığa gömeriz. Ortak yarar, adalet, cesaret ve konvansiyonel olmayan için mücadele etmekte başarısız oluruz.

Kant’a göre, insanların dışardan gelen bir kılavuza bağımlı olmasının en temel nedeni tembellik ve korkaklık. Atılacak ilk adım, kendi korkularımızla yüzleşmek, konvansiyonel olmayanı, düşünmek; bu sayede adalet, erdem, dürüstlük arayışımıza başlayabiliriz.

Tembel olma. Korkak olma. Cumhuriyetin özgür bir yurttaşı olma bilinciyle hareket et, barışı teşvik etmek ve toplumsal dostluğu sağlamak için bu gerekli.

Kendine ait olanı talep etme cüretini göster! Kendi yetini kullanmaya cesaretin olsun.

Güzel bir hafta dileklerimle…