İKİ İMZA KAMPANYASI ÇOK ŞEY ANLATIR!
Birbirinin ayağını kaydırmada, birbirine çelme atmada, birbirine hakaret etmede, 'Ben yoksam kulüp de yok' anlayışına bürünmekte üstüne yok vallahi!..
Hele hele şu anlı şanlı 2000 kongresinden sonra geçen her yıl bu yönde tavan yaptı!.
Ne dirlik kaldı, ne birlik!..
Maddi ve manevi yiye yiye Trabzonspor'u bitiremedik vessalam!..
Aslında Türkiye ile de benzerliği var!..
Onun için ‘Trabzon'dan bak, Türkiye'yi gör’ demişler ya!..
Bir bakıyorsun düne kadar birbirlerine ağza alınmayacak derecede sözler söyleyen, açıklamalar yapanlar, yani dünün düşmanları kendi menfaatleri birleşince anında 'Ebedi dost' oluyor..
Bir bakıyorsunuz dünün dostları kendi menfaatleri örtüşmeyince 'Ebedi düşman' kesiliyor..
İlke mi?
Geçiniz!
Hiç kimse hiç kimseye bu şehirde, bu camiada yaptığı başarılı işlerle ilgili 'Helal olsun' demez ama herkes herkese 'Şunun yaptığına bak, ne işi var bu adamın burada' demekte ün yapar!..
Türkiye'nin her bir şehrinde büyük ortaklıklar vardır..
Ama bu şehirde yoktur!..
Çünkü herkes kendine göre patrondur, bir bilendir!..
Arkada kalmayı, yanda durmayı yediremez kimse!..
Arkadan konuşma, sırttan hançerleme de modadır!
Ama sorsan bilmezler, görmezler, haberleri olmayan çoktur!.
Bu şehirde öne çıkan, başarılı olanlara hep bir kulp bulunur!..
Bu şehir sen-ben kavgası nedeniyle bir araya gelemeyerek çimento fabrikası alma konusunda bile uzlaşamazken birbirlerine çamur atanları yaşadı!..
Destek görmen, sevilmen, başarılı olman için herkesi mutlu etmen gerekir bu şehirde!
Unutmadan birilerinin birilerini kullanması öylesine meşhurdur ki sormayın gitsin!..
Bir kongre yapılır, eğer senin desteklediğin veya senin içinde olduğun bir başkan ve yönetim iş başında ise kulüp başarılı olmuş olmamış, batmış batmamış, senin bir dediğin iki edilmiyorsa hiç önemli değildir..
Ama eğer senin desteklemediğin veya şekillenmesinde ön ayak olmadığın bir yapı oluşmuş, bir başkan veya bir yönetim iş başına gelmişse birde senin dediğini yapmıyor, kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyorsa, ağzı ile kuş tutsa yaranamaz!
Al aşağı edilir..
Yani..
‘Ben yoksam, benim adamlarım yoksa, benim dediğim olmuyorsa bana ne ya’ demekte üstümüze yoktur maşallah bu şehirde..
'Benci' zihniyetler birer fare gibi kemirir kulübü!..
***
Bir düşünün öyle bir camia ki Trabzonspor camiası 2010-2011 sezonunda şampiyonluğu şike ile elinden çalındığı hem yargı, hem UEFA kararları ile tescil edilmesine rağmen TFF üzerinde bütün Türkiye'ye karşı tek yumruk olduğunu gösterme açısından bile aciz duruma düşüldü..
Siz hiç bir bütün halinde basın toplantısı düzenleyen bir Trabzonspor camiası gördünüz mü?
Şu şike tescilli Fenerbahçe camiasının bütün güçleri ile şikeci başkan ve yönetiminin yanında bütünleşmesinin onda birini ne yazık ki ortaya koyamayan bir camia, bir şehir yapısı, iş dünyası, sivil toplum örgütleri gerçeği ile karşı karşıya kalmadık mı?
Taraftar ve onun baskısı olmazsa inanın çoktan teslim olunmuştu!
Ne yazık ki bu şehirde birbirlerine bağlılıklar, dostluklar hep Trabzon şehrinin ve Trabzonspor'un menfaatlerinin üzerinde olmuştur!
Her işte böyledir bu şehir!
Kendi değerlerini yok sayan, kendi değerlerini yok etmeye çalışan, vefasızlığın her koldan gezdiği bir şehir yapısı karşısında bu şehrin ve Trabzonspor'un geldiği nokta büyük başarıdır!..
Dedik ya çok ilginç bir şehir ve ilginç bir camiayız diye..
Sen-ben kavgası Trabzonspor menfaatlerinin çok üstündedir..
***
Alın size kanıtı..
Fenerbahçe camiası başkanı ve yönetiminin şike yaptığı tescilli olmasına rağmen Ali Koç gibi işadamlarının, eski yöneticilerinin önderliğinde 'ADALET İÇİN SENDE BİR FENER YAK' diye 'İMZA KAMPAYASI' başlatıp kulüplerini şike lekesinden kurtarmak, yeniden yargılanma için topladıkları o imzalarla devletin bütün kademelerinde çalmadık kapı bırakmadan, yol almaya çalışırken peki biz ne yapıyoruz!
Kendi içimizdeki sen-ben kavgasına tutuşarak kulüp başkanı olarak Fenerbahçe'nin elinden çalınan kupayı almak için büyük uğraş veren, mücadeleye giren, Aziz Yıldırım ile mahkeme kapılarında kapışan başkan için 'TRABZONSPOR BAŞKANI’NI DEVİRMEK İÇİN SENDE BİR İMZA AT' diye imza kampanyası başlatarak Türkiye'nin gözü önünde rezil oluyoruz.
Hiç kuşkusuz tartışılabilir ama ortada yüz kızartıcı bir suç, bir başarısızlık, kulübü borç batağına sokacak bir durum yokken, hem de yeni sezon hazırlıkları sürerken yapılan imza kampanyası çok komik ve kulübün yarınları için düşündürücüdür.
Açıkçası Fenerbahçe camiasının kendi başkanı için yapması gerekeni biz başkanımıza yapmak istiyoruz.
Kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz.
Çok acı değil mi?
Peki soralım:
Biz bugüne kadar çalınan şampiyonluğumuzun verilmesi için bir imza kampanyası başlatıp TBMM'nin yolunu tutup, devlet erkanının karşısına çıkmayı hiç denedik mi?
Hayır..
Komik ve gülünç oluyoruz...
Nasrettin Hoca misali..
Kişisel ihtiraslarla, sen-ben kavgalarıyla ‘Bindiğimiz dalı kesmek’te çok iyi usta olduk..
İşte biz ne yazık ki buyuz!..
Bize her yer Trabzon böyle mi?
Yazık ve çok yazık!..