İKİNCİ RESMİ DİL HİKAYESİ!..


Aslında sorun anadilde eğitim değil..
Bölmek!
Çünkü eğer bir milleti bölmek istiyorsan önce dilini böleceksin!..
Yaptıkları bu!..
Cumhuriyet tarihi boyunca bu ülkede “Sen Kürt’sün” denilerek önü kesilen kim var? Her zaman yazdık. Bu ülkede cumhurbaşkanlığından, genelkurmay başkanlığına, başbakanlığa, bakanlıklara, milletvekillerine, sivil toplum örgütlerine kadar yani bu ülkenin bütün makam ve mevkilerinde Türk milletinin birer ferdi, bu ülkenin birer vatandaşı olarak  görev yapmayan Kürt kökenli insanımız var mı?
Kim sen Kürt’sün dedi!
Bu insanlar bu ülkede hangi dilde eğitim gördüler?
Türkçe değil mi?
Tıpkı ülkemizde yaşayan Lazlar gibi, Araplar ve diğer etnik kökenler gibi kendi yaşam alanlarında ana dillerini konuştular ama resmi dilleri olan Türkçe’ye sadakat ile bağlı olarak eğitim görerek makam ve mevki sahibi oldular.
Hiç bir dertleri olmadı..
Karadenizli, Akdenizli, Marmaralı, Trakyalı, İç Anadolulu ne ise... Doğu ve Güneydoğu Anadolu da o oldu. Ankara’da yaşayan bir yakın dostum yaşadığı bir olayı şöyle anlatmıştı;
“Şu anadilde eğitim diye Kürtçe’yi resmi olarak isteyen BDP’lilere, çocuklarına bakın kendi aralarında hangi dili konuşuyor. Sürekli Türkçe konuşuyorlar”
Şimdi problem ne?
Problem dil üzerinden bölmek ve parçalamak!..

***
İşte bu hiç de mümkün değil!

Bakın;

ABD’nin 350 milyon nüfusunun yaklaşık üçte birinin anadili İspanyolca’dır.

Fakat ABD,  İngilizce Dil Birliği Kanunu’nu çıkardı.

Kanunun gerekçeleri şöyle:

1) Eğitim ve resmi yazışma masraflarından tasarruf sağlamak

2) Ülkedeki az gelişmiş bölgelerin dil farkı sebebiyle geri kalmalarını önlemek (Birleşmiş Milletler’in, resmi dil için kullandığı gerekçe budur. Buna atıf yapılıyor yani)

3) İngilizce’nin “ABD’-deki farklı etnik köken, kültür ve dilleri birleştiren temel olgu” olduğu gerçeğinin kabul edilmesi.
ABD’deki İngilizce Dil Birliği Kanunu, şu mecburiyetleri getiriyor:

1) Kamu ve özel tüm işyerlerinde İngilizce kullanılması

2) Vatandaşlık başvurularının Güvenlikten Sorumlu Bakanlığa verilen “İngilizce bilme şartını yerine getirmek” yetkisine göre işlem görmesi.

Şimdi, ABD titizlikle bu kanunu uygulamaya yönelirken, her Avrupa ülkesi kendi milli dilinden ödün vermezken, Türkiye’de çözüm süreci adı altında birileri ne istiyor?

Kürtçe’yi adeta ikinci bir resmi dil yapmak için gündem oluşturanların amacının Türkiye Cumhuriyeti’nin vatanı ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün altına dinamit koymaktan başka ne olabilir ki?

Türkiye’de tıpkı ABD’deki gibi “Türkçe Dil BirliğiKanunu” çıkarılıp  “Türkçe, Türkiye’deki farklı etnik köken, kültür ve dilleri birleştiren temel olgudur. Ülkedeki az gelişmiş bölgelerin dil farkı sebebiyle geri kalmalarını bu kanun önler. Kamu ve özel tüm işyerlerinde Türkçe kullanılmalıdır” diye yazmak doğru olmaz mı?

Türkiye’de resmi dil sorunu yoktur.

Sorun bu ülkeyi dil üzerinden ayrıştırmaktır!..

Eğer bu ülkede ikinci bir resmi dil ortaya konursa bilinmeli ki bölünmenin yolu açılmış demektir!

Anadilde eğitim diye ikinci bir resmi dil yarattığınız zaman bunun anlamı kapıyı açmaktır ve geri dönüşü olmayan  yolculuktur.

Aman dikkat!..



AK Parti'de şimdi bütün gündem   cumhurbaşkanlığı seçimi?
Başbakan Erdoğan Çankaya'ya çıkacak mı?
Abdullah Gül ne yapacak?
Artık 3 dönem kuralına devam kararı çıkmışsa bunun anlamanın açık ve net olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına aday olacağının şimdilik  sessiz, yarın verilecek sesli kesin yanıtı belli.
Yani  her ne kadar 'Türkiye genelinde anketler yaptırıyoruz' dese de Başbakan  Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleşmiştir!.
Şimdi düşünülen Başbakan kim olacak? sorusudur!
Abdullah Gül'ün milletvekili olmadığı için en azından geçiş sürecinde Başbakan olamayacağı bellidir. Ve dün  partinin etkin ismi Beşir Atalay'ın "Bizde cumhurbaşkanlığından sonra tekrar başbakanlığa gelme falan olmaz. Bizler için koltuklar ve masalar değil esas olan bu hareketin iyi yürümesidir. Herkes üzerine düşeni yapar, ondan eminim" sözleri  çok önemli bir noktayı teşkil etmiştir!
Şu bir gerçek ki Başbakan Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu takdirde cumhurbaşkanlığı yetkisini tam olarak kullanarak Bakanlar Kurulu’na başkanlık yapacaktır.Yani yarı başkanlık sistemi resmen devreye girecektir ki Anayasa’daki bütün  yetkilerini kullanacağı aşikardır!.
Yani Türkiye'de ağustos ayından sonra yepyeni bir dönem daha başlayacaktır..
O dönem mevcut yetkilerde olsa yarı başkanlık sistemidir ki  bu sisteme uygun bir Başbakan arandığı gerçeği de görülmelidir. Bülent Arınç, M. Ali Şahin, Binali Yıldırım, Ali Babacan isimleri geçse de AK Parti'nin  derin kulislerinden aldığım bilgi başbakanlık koltuğuna oturacak ismin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olacağı gerçeği. İkinci altiernatif ise Mehmet Ali Şahin. Ama görüştüğüm son derece önemli bir isim ‘Başbakanın kafasındaki isim büyük bir ihtimalle Sayın Sayın  Davutoğlu gibi görünüyor’  dedi.
Davutoğlu ismi bugüne kadar seslendirilmeyen bir isim.
Ama her şey bir kenara..
Başbakan Erdoğan'ın Köşk’e aday olup ve kazanması halinde Türkiye'de resmen olmasa da halkın seçtiği Cumhurbaşkanı olarak fiilen bir  yarı başkanlık sistemi devreye girecektir.
Zaten AK Parti buna hazır!.
Bakanlar Kurulu’na başkanlık eden yetkinin üzerinde toplandığı Rusya'daki Putin-Medyedev benzeri bir başkanlık ve başbakanlık formülü devreye girecektir.
Bekleyip görelim..