İmar Kanunu'nun 18. Maddesi Uygulamalarında Mülk Sahipleri Nelere Dikkat Etmeli?

Ülkemizde şehirleşmenin düzenli bir şekilde sağlanabilmesi, yol, park, yeşil alan, okul, sağlık tesisi ve diğer kamu hizmet alanlarının oluşturulabilmesi amacıyla belediyeler ve ilgili idareler tarafından sıkça başvurulan yöntemlerden biri de İmar Kanunu'nun 18. maddesi uygulamalarıdır. Halk arasında daha çok "imar uygulaması", "parselasyon" veya "şuyulandırma" olarak bilinen bu süreç, taşınmaz sahiplerinin mülkiyet haklarını doğrudan etkilediği için büyük önem taşımaktadır.

Pek çok vatandaş, uygulama tamamlandıktan sonra kendisine yeni bir parsel tahsis edildiğinde veya taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana geldiğinde süreci sorgulamaya başlamaktadır. Oysa hak kayıplarının önüne geçebilmek için uygulamanın her aşamasının dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.

Öncelikle bilinmelidir ki 18. madde uygulamasında idareler yani belediyeler, düzenleme sahası içerisinde bulunan taşınmazlardan belirli oranlarda "Düzenleme Ortaklık Payı (DOP)" kesintisi yapabilmektedir. Bu kesinti; yol, park, yeşil alan, okul ve benzeri kamu hizmet alanlarının oluşturulması amacıyla yapılır. Ancak yapılan kesintinin yasal sınırlar içerisinde kalıp kalmadığı mutlaka incelenmelidir.

Mülk sahiplerinin dikkat etmesi gereken bir diğer husus ise yeni oluşturulan imar parsellerinin dağıtımıdır. Kanun gereği mümkün olduğu ölçüde taşınmaz sahibine eski taşınmazının bulunduğu yere yakın bir parsel verilmesi esastır. Ancak uygulamada zaman zaman taşınmazın konumu, değeri ve kullanım imkânları bakımından önemli farklılıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle yalnızca metrekare hesabına değil, yeni parselin konumuna, cephe durumuna, yapılaşma koşullarına ve ekonomik değerine de dikkat edilmelidir.

Parselasyon planları askıya çıkarıldığında vatandaşların bu süreci yakından takip etmesi büyük önem taşır. Askı süresi içerisinde yapılan itirazlar, sonradan açılacak davalarda da önem arz etmektedir. Pek çok kişi uygulamadan yıllar sonra haberdar olmakta ve hak arama sürecinde ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır.

Ayrıca uygulama sırasında hisseli taşınmazların durumu da özel bir dikkat gerektirir. Bazı durumlarda hissedarların farklı parsellere dağıtılması veya yeni hisselendirmeler yapılması söz konusu olabilmektedir. Bu tür işlemler ilerleyen yıllarda kullanım ve tasarruf sorunlarına yol açabileceğinden, teknik ve hukuki açıdan değerlendirilmelidir.

18.madde uygulamalarında en çok karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri de eşdeğerlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasıdır. Taşınmaz sahibine verilen yeni parselin, eski taşınmazının değerini karşılamadığı düşünülüyorsa konu uzman harita mühendisleri, şehir plancıları ve hukukçular tarafından incelenmelidir. Çünkü bazı durumlarda işlemin iptali veya düzeltilmesi mümkün olabilmektedir.

Sonuç olarak, İmar Kanunu'nun 18. maddesi uygulamaları yalnızca teknik bir işlem değildir; doğrudan mülkiyet hakkını etkileyen önemli bir idari tasarruftur. Vatandaşların askı ilanlarını takip etmeleri, kendilerine tahsis edilen yeni parselleri detaylı şekilde incelemeleri, yapılan kesintilerin ve dağıtım işlemlerinin hukuka uygun olup olmadığını araştırmaları büyük önem taşımaktadır. Unutulmamalıdır ki zamanında yapılan bir inceleme ve hukuki değerlendirme, ileride ortaya çıkabilecek telafisi güç hak kayıplarının önüne geçebilecektir.