Suçun da namusu var. İşlediği bir suçu inkar etmek genelde suçluların izlediği bir yoldur. Çok açık şekilde suçüstü hallerde suçlu daha az ceza ile kurtulmak için suçun namusuyla hareket ederek bir kabullenmeyle verilecek cezaya "boynum kıldan incedir" der.
Ama bu Fetö denen melanetin şakirtleri bu namustan da yoksunlar. Kullandıkları uçakla, helikopterle, tankla ölüm kusmalarına rağmen suçun namusuyla hareket etmiyorlar.
Yargılama safahatlarından yansıyan sızıntılara göre gerçekten ifadelerinden namussuzluk sızıyor. Zaten işe Sızıntı ile başlamış şeref kötürümü kişilerden başka ne beklenirdi ki...
Türkiye’de darbeler tarihini incelediğimizde başarılı olmuş darbelerin yanında başarısız olmuş birkaç darbe örneğiyle karşılaşıyoruz. Başarısız darbeciler yakalanıp mahkemeye çıkarıldıklarında bunlar gibi haysiyeti yere düşürmemişler. "Darbeciyiz, ama başaramadık" demişler. Cezası neyse onu da sineye çekeceklerini mertçe hatta bazen de sertçe dile getirmişlerdir. Çünkü Türk genetiğinden veya tipolojisinden geldikleri için suçun namusuna göre bir tavır takınmışlardır. FETÖ’cü gâvurcular ise bu toprakların genlerinden gelmedikler için suçun namusuna bile sahip değiller.
Darbenin siyasi ayağı meselesinden Ak Parti neden rahatsız oluyor onu da anlamış değilim. Darbeler tarihi her darbenin bir başbakanı, bakanları, müsteşarları, müdürleri vs olduğunu gösteriyor. Zaten AK Parti 2011'den bu yana kendi içinde siyasi temizlik yapa yapa geldi. Siyasi ayak derken mevcut siyasilerden çok, devre dışı bırakılmış eski siyasilerin kastedildiğini neden düşünmüyor?
Eski siyasilerden bir kabine oluşturmayı tasarladıkları neden kabullenilmiyor? Ben inanıyorum ki MİT'in elinde kimin nereye getirileceğine dönük bilgiler vardır. Hatta muhalefet partilerindeki bazı siyasilerden de istifade edeceklerini tahmin ediyorum. Bu yöndeki taleplere kör durmak bence Fetö'nün çökertilmesine olumlu katkı yapmaz.
CHP'nin kontrollü darbe safsatasına kızarak siyasi ayakların tespitinde ayak sürümek, bu ecnebi yapılanmanın ekmeğine yağ sürer.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Babamın oğlu olsa acımam" sözü aslında halkta karşılığı olan bir yaklaşımdır. Bu ilkeye herkesin sıkı sıkıya sarılması lazım gelir.
Otuz yıl önce okuduğum üniversitede egemenliklerini ilan etmiş bir yapıdan bahsediyoruz. Biz Türk milliyetçiliği refleksleriyle bunlarla mücadeleye soyunduğumuzda, yine yalan silahına kuşanarak haklı söylemlerimize "bunlar ırkçı" duvarını ördüklerini yaşayarak gördük.
O günden bugüne nasıl mesafeler aldıklarını hesap edersek etrafımızda çok suçlu nefesler alındığını görürüz.
İlkelilik, namuslu duruş, erdemli olma gibi bir dertleri olmayan bu insanlara ortaya koydukları beyanlar üzerinden değil yargıçların kanaatleri üzerinden ceza takdirinde bulunma mecburiyeti var. Yoksa bizi yine kandırmaları mukadder olur. Şu siyasi ayak meselesi lütfen belli kızgınlıklar üstünden güme gitmesin.
İnlerine girmek kadar iliklerine nüfuz etmek gerekir. Bunların iliklerinden ilik kanserine yakalanmış olanlar bile ilik istemez. Bilinsin ki bunların iliği ölümden beter.