İNSANIN DEĞERİ!..
Medyamız, günü gününe bu felaketleri dile getiriyor. Ölenleri sıralıyor gazetesinde veya görsel basında. Bu yaklaşım vatani bir görev. Ancak ölümlerden sorumlu olanları ve ihmali olanları hatta bunlara göz yumanları satır aralarına sıkıştırmaları ise gerçekten hem ayıp bir davranış hem de acımasız bir duygu. Soma’da, Ermenek’te, Bartın’da bu ölümlere neden olanların peşine düşecek yerine, ölenlerin veya geriye kalmış, dul bayanın, babasız çocuğun evladını yitirmiş anne ve babaların hayat öyküleriyle gündemi değiştirmeye çalışıyorlar.
“Madencilerin kaderinde vardır ocakta ölüm,” diyorlar işin içinden sıyrılmak istiyorlar. Ama Sayın Çelik ve Yıldız gerçeği dile getirerek, bu ölümlerin kader olmadığını; az harcama ile çok kazanmak isteyenlerin ihmali olduğunu açık yüreklilikle dile getirdiler.
Bir insanın katil olması için ille de silahını çekip birini öldürmesi gerekmez. Bir maden ocağında önlemler alınmamışsa, çalışan madenciyi, üreten ve saygın bir insan olduğunu düşünüp değer vermemişse ve o insanın veya insanların ölümüne neden olmuşsa bu insanlar katil değil midir? Soma’da ölen 301 kişinin katilleri, yetim kalan çocukların, dul kalan kadınların ağıtları karşısında başlarını yastıklarına rahat koyduklarına inanmak istemiyorum. Eğer rahat, huzurlu yaşıyorlarsa o zaman da onların akıllarından şüphelenirim.
Bir ülke düşünün, bir maden ocağının eksikleri ilgililere rapor ediliyor ama icra, yeteri kadar önlem almıyor. Bir sorumsuzluk düşünün ki denetlemekle görevli kişiler işvereni kayırmak için uyduruk rapor yazarak sorumlulara vererek onları da atlatıyorlar. Şimdi toplum bu raporları, işvereni koruyucu yasaları masaya koyup tartışmayacak mıyız? Evet insanlar ölüyor içimiz yanıyor ama öldüren katilleri yargılamayacak mıyız?
Gelişmiş ülkelerde insanın bir değeri vardır. O değer kutsaldır. Bir işçinin ölümü, o ülkelerde ilgili bakanın istifasını gündeme getirir. Bizim gibi geri bıraktırılmış veya az gelişmiş ülkelerde ise insanın ölümü kadere terk edilir ve suçluluktan çıkılır. Eline de birkaç kuruş verilir, sen sağ ben selamet.
Bir maden işçisinin belirli saat aralıklarıyla dinlenmesi hem yasa hükmü hem de insani sorumluluktur. Bırakın dinlenmesini, insanlar yemeklerini yemeleri için ocak dışına çıkarılmıyor. Bir maden işçisinin çalışma zorluğuna katlanabilmesi için belirli kalori alması gerekirken ve o kaloriyi vereceği yemeği işveren sağlaması zorunlu iken o insanlar evden getirdikleri yiyeceklerle karınlarını doyuruyorlar, hem de maden ocağında.
Sayın Faruk Çelik’in dediği gibi, “Ocağı kapatacağımız zaman işveren 50 kişiyi devreye sokuyor. Sorumluluk hepimizde.” Doğruyu dile getiren Sayın Bakanımızı kutluyorum. Ancak iş güvenliği ile ilgili yasaların uygulanıp uygulanmamasından sorumlu bir kişi olarak kendisini sorgulaması gerekir diye düşünüyorum.
Bir yazımda da belittim, bence ülkemizde de maden lisesi açılmalı, maden işçisi o okullarda yetiştirilmeli. Ocağa giren bilinçli olmalı; hem özlük hakları yönünden hem de teknik yönden donanımlı olmalıdır. Bir maden ocağında olması gerekenler olmadıkça o işçi, ölüme gitmeyecek bilince sahip olacağı için o zaman işveren at koşturamayacaktır. Maden ocağındaki işçinin bilinçli olması gibi, 27 kişilik bir araca 50 kişinin bindirilmesinde de insanımız aynı tepkiyi göstermelidir. Kendi canının araç sahibini veya işverenin para kazanmasından önemli olduğunu düşünebilmeli ve bu sorumluluğu taşımalıdır.
Uygar insan “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” demeyeceğine inanmak istiyorum.
Sanıyorum ki her insan sever, vatansever insana değer verir ve vermelidir de.