KADI KARARI! FATİH'İN ELİ KESİLECEK!


Yargıçları, savcıları haklı haksız  herkes bir yerinden çekti..
Çekmeye de devam ediyor!..
Çünkü bir güven bunalımı başladı!..
Yasaların hoyratça çiğnenerek haklı olan yurttaşı haksız, haksız olan 'Nüfuzlu' kişilerin haklı çıkarıldığı yönündeki tartışmalar, iddialar hep sürer hale getirildi ne yazık ki bu ülkede..
Buna karşılık haksızlık yapan kişileri ne denli nüfuzlu olurlarsa olsunlar, usule uygun yargılayıp yasaların gösterdiği yaptırımlara çarptırmaktan çekinmeyen yargıçlarımızın da olduğu  anlatıldı, anlatılıyor da..
Sonucu şudur ki;
O, güveneceğimiz, hakkımızın hukukumuzun aranacağı tek liman, olmazsa olmazımız olan yargımızı rahat bırakmamız gerçeğinin öncelikle toplumu yönetenlerin, siyasilerin görevi olduğunu anlatmakta çok ama çok fayda var!..
Çünkü bir ülkede yargıya güven kalmazsa o ülkenin iflah olma şansı olamaz!..
O nedenle tarihsel geleneğimizi de iyi okuyarak, iyi anlayarak yargıya güvenmemizin en geçerli yol olduğunu artık iyi anlamalıyız!
Evliya Çelebi'nin 1600'lerde yazdığı “Seyahatname'de” adalet üzerine önemli bir anlatı var!..
Bir tarafta İstanbul'un ilk kadısı Hızır Bey..
Bir tarafta Fatih Sultan Mehmet...
Diğer tarafta Rum Mimar Sinan Atik!..
Sonunda yapılan yargılama ile Fatih Sultan Mehmet'in elinin kesilmesi  kararı;
Fatih Sultan Mehmet şehrin sadece imarı ile uğraşmadı. İlk İstanbul kadısının da atanmasını sağladı. Bursa Müderrisi Hızır Bey, şehrin ilk kadısı olarak atandı. Geçimlik olarak da kendisine Kadıköy bölgesi verildi. Zaten bölgenin isim hikayelerinden bir tanesi de buradan gelmektedir.
İşte tarihi olayın hikayesi ;
        ***
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, fethin üzerinden yaklaşık on sene sonra cami inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Sinan Atik isimli Rum mimara (bazı kaynaklarda bu mimarın ismi Khristodoulos olarak da geçmektedir) teslim eder.
Fatih Sultan Mehmet, fetihten on yıl sonra da Mimar Atik Sinan’a, kubbesi Ayasofya’dan daha büyük bir cami yapması için emreder.
Atik Sinan her ne kadar bu işe “Emrin başım üstüne” diyerek başlasa da malzemeler arasında bulunan yüksek mermer sütunları kendi hesabına göre ölçüp biçip “üç arşın” kestirdikten sonra yaptığı cami Fatih’in istediği ölçüde heybetli olmaz.
Fatih Sultan Mehmet, yeni yapılan camiyi görünce “Kubbesi Ayasofya’dan daha büyük olsun...” emrine neden uyulmadığını sorar. Mimar; büyük bir depremde caminin yıkılacağından korktuğu için kubbesini Ayasofya’dan daha küçük yapmak zorunda kaldığını ve bu yüzden sütunları kestirdiğini söyler.
Fatih, mimarın hem Ayasofya’yı (emrine rağmen) özellikle kayırdığını düşündüğü için hem de kendinden izin alınmadan böyle bir işe kalkıştığı için “Mermer sütunları kesen ellerin kesilmesi” emrini verir...
Mimar Atik Sinan bunu özellikle yapmadığını “Hesaplarına göre Ayasofya’nın kubbesinden daha büyük bir kubbenin, ilk depremde yıkılacağını” düşündüğünü söyler ama emir büyük yerdendir ve geri dönüşü yoktur. Mimar Atik'in iki eli bileklerinden kesilir.
Fakat çevresindekilerin de cesaretlendirmesiyle, mimar haklılığına olan güvenini daha da bir pekiştirir ve “İstanbul’u fetheden, fatihler fatihi, Padişah Fatih Sultan Mehmet’i” mahkemeye verip hakkını aramak için Kadı Hızır Bey’e şikâyet eder. Kadı Hızır Bey, bunun üzerine Fatih'i 'Sanık' olarak mahkemeye çağırır.
Bizzat Fatih Sultan Mehmet tarafından atanmış, Osmanlı adaletini simgeleyen Kadı Hızır Bey, mimarı dinleyip dava açılması için haklı sebep olduğuna kanaat getirir ve Fatih Sultan Mehmet’in mahkeme edilmesine karar verir...
Fatih “Buyruk Şer-i Şerif'indir” diyerek duruşma günü mahkemeye gidip, baş köşeye oturmaya kalkar. Kadı (yargıç) Hızır Bey ‘Oturma beyim! Duruşmada şikayetçi ile birlikte ayakta dur!’ der. Fatih ellerini kestirdiği Mimar Atik Sinan'ın yanına geçip, Kadı’nın karşısında ayakta durur.
Ve duruşma başlar; Fatih Sultan Mehmet çok büyük bir insan olabilir ama emrindeki birini mahkeme etmeden cezalandırmıştır. Karşı taraf savunmasını yapar, mimar gerekçelerini açıklar ve kadı kararını verir: Fatih Sultan Mehmet suçlu bulunur ve kendisi de mimara uyguladığı cezayla yani elleri kesilerek cezalandırılacaktır...
Bunu duyan Mimar Atik Sinan kulaklarına inanamaz ve kadıya yalvararak 'Ben ödenceyle yetineyim. Fatih Sultan Mehmet'in elleri kesilmesin'  diyerek  şikâyetini geri çeker. Kadı, bunu göz önünde bulundurarak cezayı mimara günde on akça maddi ödenceye çevirir.
'Sana her gün on akçe değil, yirmi akça vereyim, yeter ki ellerim kesilmesin' diyen Fatih mimarın kısastan vazgeçmesine çok  sevinir.
Evliya Çelebi’nin aktardığına göre, karardan sonra Fatih, duruşmadan çıkarken, kaftanının altına sakladığı topuzu çıkartıp Kadı Hızır Bey’e sallayarak; “Eğer yargılamada beni kayıracak bir hüküm verseydin, oracıkta canını alacaktım” diye bağırır. Bunun üzerine  Kadı Hızır Bey de Fatih'e 'Eğer kayırma isteseydin seni şuracıkta parçalatırdım' der. . (1)
        ***
1611/1682 yılları arasında yaşamış Evliye Çelebi, kendisinden 150 -200 yıl öncesini özetle böyle anlatıyor.
İşte Evliye Çelebi'nin Seyahatnamesinde tarihi olayın hikayesi böyle..                                                                             Osmanlının ilk kadısı, en tepedeki padişahı  ve  en altta uyruğunun yaşadığı olay ve  yasa ve yargı önündeki eşitliği gerçeği çok ama çok anlamlı değil mi?
Not; Mimarın yaptığı bu cami gerçekten de 1766 depreminde yıkılmış, yerine Fatih Külliyesi yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in yargılandığı tarihi mahkeme Toplu Konut İdaresi tarafından 2006'da restore edilmiştir.

(kyn(1=Evliya Çelebi Seyahatnamesi-1671-1672/Dokucu cilt- devlet matbaası/ 1935-İsmail Hami Danışmend