KAYIP 1750 CAN: TRABZON’DA SORULMAYAN SORU

Trabzon’da yapılan İl Hayvan Kurulu toplantısı, alınan kararlardan çok sorulmayan soruların ağırlığıyla hafızalara kazındı. Çünkü ortada bir karar var ama o kararı taşıyacak vicdani ve idari zemin yok.
Sayın Valinin “köpekler hızlıca toplansın” talimatı, ilk bakışta bir çözüm gibi sunuluyor. Oysa rakamlar, bu talimatın bir çözüm değil, üstü örtülmeye çalışılan bir bilinmezlik olduğunu açıkça gösteriyor.
Veriler net: Barınak kapasitesi: 750
Toplanan hayvan sayısı: 2200
Mevcut olduğu söylenen: 450
Bu tablo matematik değil, sorumluluk krizidir.
Çünkü ortada sadece bir fark yok.
Ortada 1750 canlık bir boşluk var.
Ve bu boşluk, teknik bir eksiklikle açıklanamaz.
Bu boşluk, yönetilmeyen bir sürecin, denetlenmeyen bir mekanizmanın ve sorulmayan soruların sonucudur.
Asıl çarpıcı olan ise şu:
Bu sorunun toplantıda tek bir ağızdan bile yükselmemesi.
Ne bir belediye başkanı,
Ne bir bürokrat,
Ne de bir yetkili çıkıp sormuyor:
“Bu 1750 hayvan nerede?”
Sorulmayan her soru, aslında verilmiş bir cevaptır.
Ve burada verilen cevap şudur: Hesap verme zorunluluğu hissedilmiyor.
Daha da vahimi, “zamanımız yok” denilerek sivil toplumun susturulmasıdır.
Oysa zaman yoksa hız değil, şeffaflık artırılır.
Zaman yoksa baskı değil, hesap verebilirlik güçlendirilir.
Ama burada tam tersi yapılıyor.
Hız adı altında sorgusuzluk, düzen adı altında belirsizlik büyütülüyor.
Unutulmaması gereken gerçek şu:
Toplanan her hayvan bir sayı değil, bir canlıdır.
Ve kaybolan her canlı, sadece bir sistem açığı değil, bir vicdan yarasıdır.
Eğer 1750 hayvanın akıbeti açıklanamıyorsa,
orada sorun “kapasite” değil, güvendir.
Eğer sorular susturuluyorsa,
orada eksik olan “zaman” değil, iradedir.
Ve eğer bu tablo normalleştiriliyorsa,
orada kaybolan sadece hayvanlar değil,
kamu vicdanıdır.
Çünkü bir şehirde hesap sorulamıyorsa,
orada hiçbir karar meşru değildir.
Ve bir yerde 1750 can kayboluyorsa,
asıl kayıp, o şehrin adalet duygusudur.

Parası Geçerli,İnsan Geçersiz

Bir Burger King şubesinde müşteriler parasını ödüyor.
Sipariş hazırlanıyor.
Ama müşteriye denilen şu:
“Burada yiyemezsiniz. Markaya zarar verir. Paket yapalım.”
Yani paran geçerli…
Ama varlığın “sakıncalı.”
Bu nasıl bir çelişkidir?
Olayı gören vatandaşlar duruma tepki gösteriyor.
Tepki büyüyünce işletme geri adım atmak zorunda kalıyor.
Yani başta uygulanmak istenen şeyin yanlış olduğu, ancak baskı olunca “hatırlanıyor.”
Daha sonra konu sosyal medyaya yansıyor.
Ve nihayetinde Ticaret Bakanlığı devreye girerek gerekli cezai işlemleri uyguluyor.
Şimdi asıl meseleye gelelim:
Bu bir “yanlış anlaşılma” değil.
Bu, müşteriyi kategorize eden, görünüşüne göre değer biçen, insanı ikinci plana atan bir zihniyetin dışa vurumudur.
Hizmet sektöründe altın kural şudur:
Müşteri velinimettir.
Ama burada müşteri değil, “imaj” korunuyor.
İnsan değil, vitrin önemseniyor.
Daha da vahimi şu:
Tepki olmasa bu uygulama devam edecek.
Demek ki sorun bir anlık hata değil.
Sorun, fırsat bulunca ortaya çıkan bir bakış açısı.
Açık konuşalım:
İçeri giren müşteriden “rahatsız olan” bir işletme, o kapıyı hiç açmasın.
Çünkü orası artık bir restoran değil, seçici bir vitrin olur.
Bu saatten sonra mesele sadece bir hamburger meselesi değil.
Bu, insan onuruna bakış meselesidir.
İnsanları dış görünüşünden dolayı dışlayan Burger King'i şiddetle protesto ediyoruz.