Türkiye'de zaman zaman bazı siyasi aktörlerin veya kamu görevlilerinin Kemalizm ve Kemalistler hakkında kullandıkları ifadeler, yalnızca bir siyasi görüş tartışması olarak değerlendirilemez. Çünkü Kemalizm, herhangi bir parti programından veya dar bir ideolojik kalıptan ibaret değildir. Kemalizm, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, bağımsızlık manifestosu ve çağdaşlaşma projesidir.
Samsun Terme Belediye Meclisi'nde AK Partili üye Rümeysa Eker'in Kemalistler hakkında kullandığı ve kamuoyunda büyük tepki çeken ifadeler de bu açıdan değerlendirilmelidir. Elbette herkesin düşünce ve ifade özgürlüğü vardır. Ancak demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü; hakaret etme, aşağılayıcı söylem geliştirme veya toplumun önemli bir kesimini hedef gösterme özgürlüğü anlamına gelmez.
Asıl sorulması gereken soru şudur: Kemalizme neden bu kadar öfke duyuluyor?
Çünkü Kemalizm; aklın, bilimin, laik hukukun ve ulusal egemenliğin savunusudur. Kemalizm'in temelinde "kulluk" değil "yurttaşlık" vardır. Bireyin bir cemaate, tarikata veya kişiye değil; hukuka ve millete bağlı olması esastır. Bu nedenle Cumhuriyet'in kurucu değerleriyle hesaplaşmak isteyen çevreler, çoğu zaman doğrudan Atatürk'e veya Kemalizm'e yönelmektedir.
Daha düşündürücü olan ise şudur: Kemalizm gerçekten anlaşılmadığı için mi eleştiriliyor, yoksa anlaşılması özellikle mi istenmiyor?
Çünkü Kemalizm; emperyalizme karşı tam bağımsızlığı savunur. Eğitimde bilimi esas alır. Devlet yönetiminde liyakati öne çıkarır. Kadın-erkek eşitliğini savunur. Dini siyasetin aracı olmaktan çıkarır. Bu ilkelerle hesaplaşmak isteyenlerin önündeki en büyük engel de yine Kemalizm'dir.
Kamuoyunda oluşan bir başka soru ise kullanılan bu tür ifadelerin bireysel bir çıkış mı yoksa daha geniş bir siyasal iklimin sonucu mu olduğudur. Elimizde herhangi bir kişinin veya kurumun yönlendirme yaptığına dair hukuken geçerli bir veri bulunmadıkça kimse hakkında hüküm vermek doğru değildir. Ancak siyaset biliminde sıkça rastlanan bir gerçek vardır: Bazı söylemler tesadüfen ortaya çıkmaz; belirli bir zihniyet ikliminin ürünüdür.
Bugün Kemalistlere yönelik ağır ithamlar yöneltenlerin unuttuğu bir gerçek vardır. Cumhuriyet sayesinde konuşabilen, seçilebilen, belediye meclislerinde görev yapabilen herkes, bu hakkını Cumhuriyet devrimine borçludur. Dolayısıyla Kemalizm'e yönelik saldırılar yalnızca bir düşünceye değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel sütunlarına yönelmektedir.
Atatürk'ün fikirleri yüz yılı aşkın süredir tartışılıyor. Ancak tarih göstermiştir ki, Kemalizm'e karşı yürütülen her ideolojik kampanya geçici olmuş; buna karşılık Cumhuriyet'in temel değerleri ayakta kalmayı başarmıştır. Çünkü Kemalizm bir kişi kültü değil, akla dayalı bir devlet ve toplum modelidir.
Belki de asıl mesele budur.
Kemalizm'i yıkmak isteyenler önce onu anlamak zorundadır. Fakat anlamak, çoğu zaman önyargılardan vazgeçmeyi gerektirir. İşte bazı çevrelerin yapmak istemediği şey tam olarak budur.
Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken ihtiyaç duyduğumuz şey; nefret dili değil, hukuk dili; hakaret değil, fikir tartışması; kutuplaşma değil, demokratik olgunluktur. Çünkü Türkiye'nin geleceği, kurucu değerleriyle kavga ederek değil, onları çağın gerekleriyle güçlendirerek inşa edilebilir.