Türk futbolunun asıl sorunu mağlubiyet değil.
Hesap vermemek.
Milli Takım sahaya büyük beklentilerle çıktı. Sonuç gelmedi. Oyun ikna etmedi. Hayal kırıklığı büyüdü.
Sonra?
Hiçbir şey.
Teknik heyet yerinde. Federasyon yönetimi yerinde. Düzen yerinde.
Sanki başarısız olan bir sistem değil de yalnızca doksan dakikalık skor tabelasıymış gibi.
Oysa bu yapının tepesinde Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu oturuyor.
Başarı geldiğinde yöneticiler fotoğrafın içindeyse, başarısızlıkta sorumluluğun dışında kalamaz.
Türk futbolunun temel çarpıklığı burada.
Başarı yukarı doğru sahipleniliyor, başarısızlık aşağı doğru dağıtılıyor.
Oyuncu formsuz.
Teknik adam yetersiz.
Hakem kötü.
Fikstür ağır.
Şanssızlık büyük.
Bir tek koltuk masum.
Oysa yöneticilik iyi günde protokolde görünmek değil, kötü günde sorumluluğun önüne çıkabilmektir.
2015 yılında İzmit Körfez Geçiş Köprüsü inşaatında geçici platforma ait bir bağlantı kablosu koptu. Can kaybı yaşanmadı. Projede görevli Japon mühendis Kishi Ryoichi, sorumluluk üstlendiğini belirten bir not bırakarak yaşamına son verdi.
İntiharın övülecek ya da örnek gösterilecek hiçbir tarafı yoktur. Bu, trajik bir sonuçtur.
Fakat bazı yerlerde görev bilinci böylesine ağır hissedilirken, bizde başarısızlığın neden neredeyse hiçbir kurumsal karşılığı yok?
Kimsenin hayatından vazgeçmesini istemiyoruz.
Gerektiğinde koltuğundan vazgeçebilecek kadar sorumluluk almasını bekliyoruz.
Mesele bu kadar açık.
İstifa bazen kaçış değil, makamın kişiden büyük olduğunu kabul etmektir.
İbrahim Hacıosmanoğlu açısından mesele de tam burada başlıyor.
Bugün Türk futbolunun en tepesindeki makamda oturuyor. Dolayısıyla başarıdan pay alınacaksa başarısızlığın faturası yalnızca futbolcuya ve teknik direktöre kesilemez.
Çünkü sorumluluk kupa kaldırırken değil, işler kötü giderken sınanır.
Bizde ise döngü değişmiyor.
Yenilgi geliyor.
Öfke yükseliyor.
Gündem değişiyor.
Koltuklar yerinde kalıyor.
Sonra yeni bir başarısızlık geliyor ve aynı cümleleri yeniden kuruyoruz.
Çünkü sonucu tartışıyoruz, sistemi değil.
Sahadaki hatayı büyütüyor, masadaki sorumluluğu küçültüyoruz.
Büyük futbol ülkelerini büyük yapan yalnızca yıldızları, statları ya da bütçeleri değildir.
Hesap verebilme kültürüdür.
Bizde ise başarı varsa herkes fotoğrafın içinde, başarısızlık varsa sorumlu mutlaka fotoğrafın dışında.
Belki Türk futbolunun önce taktiğini değil, yönetim anlayışını değiştirmesi gerekiyor.
Çünkü başarısızlığın bedeli yoksa başarının da kıymeti kalmaz.
Ve Türk futbolundaki en sağlam savunma hattı hâlâ sahada değil koltukların etrafında kuruluyor.