KOMPLOYU GÖRMEK!


12 Aralık 2010 yılında daha önce görev yaptığım gazetemde yazmıştım!
ABD’de, gazetesinin Vashington temsilcisi olarak görev yaparken yaşadığı bir olayı  anlatan, o günlerde Akşam Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapan, bugün Habertürk Gazetesi’nde yazarlık yaşamını sürdüren, usta kalem Serdar Turgut'un bir yazısını gündeme taşımıştım!
Çünkü son derece önemli tespitler içeriyordu..
“Bu anlatacağım olay, noktasına virgülüne kadar doğru” demişti!
Bugün yaşatılmak istenenlere baktığımız zaman o günlerdeki tespitlerinin ne kadar doğru olduğunu veya ne kadar dikkatli olmamız gerektiği gerçeğini bugün de ortaya koyuyor....
Bakın Turgut o gün yazısında ne diyordu.. 
***
Ben Türkiye’ye komplo hazırlandığını gözlerimle gördüm.
Olay ABD’nin başkenti Washington’da geçiyor.
O dönemde çalıştığım gazetenin Washington temsilcisiydim.
11 Eylül’den çok önce olduğundan, o zamanlar biz gazetecilerin Washington’da Pentagon, Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlara girebilmemiz son derece kolaydı. Oralarda çalışan personel gibi kartımızı okutup giriveriyorduk içeriye.
Türkiye’ye karşı komplonun hazırlanışını gördüğüm gün, Pentagon’da istihbaratçı olarak çalışan kişiyle randevum vardı.
İlk önce odasına gittim. Oda arkadaşı, “Bir grup misafiri vardı, aşağı katta kafeteryanın yanında bir odaya gittiler” dedi.
Ben de aşağıya indim.
O günlerde özellikle istihbarat konularında Amerikan devleti içinde Türkiye’ye bakan hemen hemen tüm personel Yahudi’ydi. ABD göçmen ülkesi olduğundan hepsi de Amerika’nın çıkarlarının yanı sıra İsrail’in de çıkarlarını koruduklarını açıkça söylerlerdi.
Pentagon’da görmeye gittiğim kişi de fanatik bir Yahudi’ydi. Boş zamanlarında Pentagon yakınlarındaki mezarlıktaki taşlar üzerindeki isimleri, Yahudi geçmişi açısından incelerdi. Bir defasında beni de götürdü mezarlığa ve bir yaşlı kadın, ikimizi mezarlara karşı saygısızlıkla ve günah işlemekle suçladı.
Neyse Pentagon’da o gün kahvemi aldım, bulundukları odanın kapısını bir tıklatıp içeriye dalıverdim.
Şimdi sıkı durun. Manzara şuydu:
İstihbaratçı masaya oturmuş ve önüne bir harita açmıştı.
Haritada Türkiye ve Kuzey Irak görülüyordu. Unutmayın, Irak savaşının başlamasından  yıllar  öncesini anlatıyorum. Adam etrafındakilere, Kuzey Irak’a çizdiği bölgede sınırlarının bir bölümü Türkiye’nin güneydoğusuna da taşan yeni bir ülkeyi anlatıyordu.
Masada onu dinleyenler, Barzani’nin Washington temsilcisi (adını hatırlamıyorum), Talabani’nin temsilcisi Behram Salih ve PKK Washington temsilcisiydi.
Bugünlerin kaderi o günlerde, Pentagon’un ikinci katında bir odada öyle çizildi.
Ben ne zaman komplo teorisine uyan bir gelişme duysam  o günler aklıma gelir ve her defasında da çok korkarım.
***
Evet Serdar Turgut’un “Bu anlatacağım olay, noktasına virgülüne kadar doğru”  dediği yazısı işte böyle.
Bugünlerde bölücü cesaret avcılarının söylemlerine baktığımız zaman çok anlamlı değil mi?
O nedenle çok ama çok dikkatli bir şekilde adımlar atılmalı..
Hiç kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti, oynanacak her oyunun üstesinden gelecek güçtedir.
Yeter ki oyun içindeki oyunları görsün..  
Çünkü karşımızda bütün iyi niyetimize rağmen bunu sürekli su istimal etmeye çalışan, ayrılıkçı söylemler kullanmaktan artık çekinmeyen, istemekte sınır tanımayan, demokratik bir bölücü blok var!
Bu blokun hiç tartışmasız arkasında ABD'si, İsrail'i, Batısı yani dış güçler var!
Özerklik istemleri, anadilde eğitim dayatmaları, federasyon arzuları, yerel kaynaklardan yerel yönetimlere pay istemelerinin arkasında hep bir şeyler yatıyor!
Hiç kuşkusuz ve tartışmasız Türkiye Cumhuriyeti Devleti bütün kurum ve kuruluşları ile güçlüdür.. Önemli olan bu gücünü 'ucu açık bir demokratikleşme' olarak kullanmamasıdır.. Her şeyin bir sınırı vardır!
Komplo teorilerine inanmayanlar bir gün gelir o komplo teorilerinin gerçekleşmeye başlaması karşısında çaresiz kalabilir.
O nedenle çok ama çok dikkatli olmamız gereken bir süreçten geçiyoruz..
Hele hele kendi içimizde aylardır birbirimizi yiyip bitirmeye devam ettiğimiz süreçte Türkiye'nin kendi Güneydoğusu’ndan ve Kuzey Irak'tan üzerinde yoğunlaştırılmak istenen gelişmelere 'Bir şey olmaz' diyerek değil devlet bekası olarak asla kayıtsız kalmaması gerekir.
Hiç bir dünya ülkesinde ‘ucu açık bir demokratikleşme’ olmaz ve istenmez!..
Bu ülkenin her karış toprağı için çizilen kırmızı çizgiler ne pahasına olursa olsun korunmalıdır!..
Üstünde ameliyat yaptırılmaya asla ve asla müsaade edilmemelidir!..