Trabzon Günleri, 2008 yılında ilk başladığında; amacı, vizyonu ve tanıtım gücüyle gerçekten örnek gösterilecek bir organizasyondu. Dönemin Bakanı Faruk Özak ve fuar organizasyonlarının duayen isimlerinden Bilgin Aygül’ün öncülüğünde; dayanışmanın, kültürel derinliğin ve ortak aklın ürünü olan çok kıymetli işlere imza atıldı.
O yıllarda Trabzon’un sadece yemekleri değil; tarihi, kültürü, sanatı, müziği, edebiyatı ve insan hikâyeleri bir bütün olarak sunuluyor; siyaset üstü bir anlayışla, şehrin tüm değerleri aynı çatı altında buluşturuluyordu. İşte bu yüzden o dönem yapılan etkinlikler gerçekten “Trabzon Günleri” adını hak ediyordu.
Ancak zamanla bu organizasyon, ne yazık ki amacından ve ruhundan uzaklaştırıldı. Kültürel derinliğin yerini yüzeysellik, özgünlüğün yerini sıradanlık aldı. Bir şehri temsil etmesi gereken bu organizasyon; giderek bir panayıra, hatta daha da ötesinde, gündelik ve niteliksiz ürünlerin sergilendiği bir pazara dönüştü. Böyle olunca da doğal olarak tadı, tuzu, itibarı ve cazibesi kayboldu. İlgi azaldı, heyecan söndü.
Bu yıl, geçmişe dönük daha derli toplu bir çaba olduğu hissedilse de, yine de tartışmalı bir tercihe imza atıldı. Trabzon’da çekilen Taşacak Bu Deniz dizisinin Ankara’ya taşınarak Trabzon Günleri kapsamında öne çıkarılması, ciddi bir kafa karışıklığı yarattı.
Sormak gerekiyor: Bu organizasyon Trabzon’u mu tanıtıyor, yoksa bir dizinin reklamını mı yapıyor?
Bir şehrin kimliği, birkaç sahneye ya da popüler bir yapımın gölgesine sığdırılabilir mi?
Elbette sığdırılamaz, Trabzon dizilere sığdırılamayacak kadar büyük tarihi geçmişi, kültürü olan bir kenttir.
Oysa Trabzon; bir tabakta sunulacak peynirle, ekmekle, köfteyle anlatılabilecek kadar yüzeysel bir şehir değildir. Trabzon; bir kültürdür, bir hafızadır, bir duruştur. Karadeniz’in hırçınlığı kadar derin, tarihi kadar köklü, insanı kadar sahicidir.
Eğer gerçekten kaliteli işler yapılmak isteniyorsa, yeni “icatlar” peşinde koşmaya gerek yok. 2008’de atılan o sağlam temele, o vizyona ve o samimiyete geri dönmek yeterlidir. Çünkü başarı, zaten bir kez nasıl elde edileceğini göstermiştir.
Aksi halde, bu tür organizasyonlar sadece kalabalık üretir; değer değil.
Ve belki de en acı ihtimal şudur: Eğer bu anlayış devam ederse, Trabzon Günleri çoktan misyonunu tamamlamış bir etkinlik olarak tarihteki yerini alacaktır.
Ancak hâlâ geç değil. Doğru niyet, doğru vizyon ve doğru kadrolarla bu organizasyon yeniden ayağa kaldırılabilir. Çünkü Trabzon, her zaman en iyisini hak eden bir şehirdir.