KUYUMCUYU SOYDU CAMİDE YAKALANDI!..
Adam kuyumcuyu soyup kaçmaya başlamış..
Kendini takip eden ekibi atlatmak için kendini camiye atmış.
Durmuş namaza..
Polis yutar mı, anlamış camiye girdiğini..
Girmiş camiye..
Enselemiş hırsızı.
Hırsız basmış yayga-rayı..
Adama namaz bile kıldırmıyorlar..
Ben irticacı değilim, diye avaz avaz bağırmaya başlamış..
Cemaat kendileri gibi bir mümine reva görülen muameleye rıza gösteremeyerek polislere şiddetli bir tepki koymuşlar.
Hırsızı polise vermedikleri gibi büyük bir arbede de çıkarmışlar.
Bu karışıklıktan istifadeyle karambole getirerek adamı da kaçırmışlar..
Etraf sakinleşince yetkili komiser:
'Arkadaşlar bu adam' diye başlamış söze bir de bakmış adam ortalıkta yok.
Nice zaman sonra gerilen sinirler yatışınca meramını cemaate anlatma fırsatı bulmuş:
"Bu koruyup sıvışmasına yardımcı olduğunuz kişi bir hırsız. Az önce bir kuyumcunun altınlarını cübbe gibi görünen elbisesinin ceplerine doldurdu. Sizin sayenizle de sırra kadem bastı" deyince cemaat durumu idrak etmiş ama elden ne gelir?
Birilerinin arkasına gizlenmek..
Kendine yandaş aramak, arkalık araştırmak, moda oldu...
Siyasette olsun, ekonomi de olsun, sporda veyahut başka sahalarda bir insan sıkışmayagörsün, çare hazır..
Daya kendini dine, Atatürk’e ya da önemli bir kuruma..
Siper hazır..
Savunman kuvvetlenmiş, sana gelecek saldırılara iyi bir cephe oluşturmuş olursun.
Sermayesi bitmeyen şahsiyetlerden kuvvet alarak, örtmen gereken ne kadar falson varsa onlara bez bulmuş olursun..
Zevahiri kurtarabilirsin ama o koku var ya o koku örtüyle gömülmüyor..
Burun direklerini kıran o koku çok çok uzaklara ulaşır..
Ne camiye ne kişiye ne de kurum ve kuruluşlara sığınmak gecici bir koruma sağlasa da aslında suçunun sabit olduğunu da gösterir.
Çünkü haklı sığınmaz..
Çünkü haklı yandaş aramaz..
Hak kördüğüm değildir..
HAKKIN ADIMLARI BORDO MAVİYDİ BUGÜN!
Binlerce insan, kupa gaspçılarına isyan için yürüdü. Herkes o kadar onurluydu ki insanlık duruşlu adımlarına asaletin adamlarını eklediler..Asla payanda Atatürkçü kesilmeden hırsıza arsıza tokat vura vura vardılar Avni Akere'e..
Hele çocuklar bir başka neşeliydiler.. Bütün yargı mercilerinden onların gözyaşlarına leke sürmeyen bir takımın taraftarı olmanın haklı gururuyla yürüdüler..
Genç kızlar, iffet ve namus abidesi bakışlarıyla lekeli Türk futbol dünyasına beyaz gelinlik gibi saf ve temiz nazarlarla bakarak yürüdüler..
Genç erkekler, hepsi mert ve sert bakışlarıyla hırsızın kalbini ürküte ürküte yürüdüler. Onları görenler bunların hakkını yiyecek babayiğidin henüz dünyaya gelmediğini onların gözlerinden umarım okumuşlardır.. Eğer okuyamadıysalar ülkemin yarınları adına esef duyarım.. Bizi bekleyen bir kaosun bütün izdüşümlerini ben gördüm, temenni ederim ki görmesi gerekenler de görmüş olsunlar..
Ortayaşlılar, eşleriyle gerçek bir ailenin sadakatine numune olacak vakarla yürüdüler.. Hırsızlığı örtmek için çocuk resimlerinin masuniyetine sığınmadan yürüdüler..
Yaşlılar, dede ile ninenin o çizik yüzlü nurlu adımları Arnavut kaldırımlara izini sere sere yol oldu.. Sahte Atatür posteriyle değil Atatürk anıtına selam vererek attılar adımlarını şeref ve haysiyet diye diye..
Oy hesabıyla hakkın gömülmesine büyük bir isyan vardı. Siyaset asıl manasına 'at bakıcılığı' anlamına indirgenmişti bugün. At iziyle it izinin ayrılmamasının sıkıntısı bayraklar dalgalanırken avaz avaz göklere yükseliyordu..
Bordo Mavi bir sel akıyordu. Bütün pislikleri süpürüp söküp atacak bir sel.. Buna direnenler kaybedecek, hakkın tokatıyla doğrultulacaklardır.. Ve o kupa ya gelecek ya gelecek!..