LİYAKAT Mİ, SADAKAT Mİ?

FARAZA, hayli büyük bir şirketin sahibisiniz...

Ve önemli bir göreve atama yapacaksınız.

Kıstasınız ne olurdu?

Misal.

Mesleki bilgi, birikim ve deneyimlerinin olmadığını bile bile baldız, bacanak, elti, enişte gibi yakınlarınızı o işe layık görür müydünüz?

Yahut vitesi küçülterek soralım:

Diyelim, benzine âşık, bütçenize düşman, LPG’ye geçmeyen bir otomobiliniz var.

Bahse konu arızayı, işin muhatabı meşhur tüpçü Hasan ile çözmek dururken sırf asker arkadaşınızdır diye, oto camcısı Zeki Usta’dan mı medet umarsınız?

Ha işte!

Hemfikiriz.

Yani ben de öyle düşünüyorum.

Bizim her alana hâkim ama bir türlü çözüme kavuşturamadığımız en önemli, en temel sorunumuz işte budur.

Liyakatin önüne sadakati getirmek...

Bir iş için adam mı lazım?

İşin ehli olması önemli değil.

Eli ayağı düzgün olan dayıoğlu işi görür. Sonra...

Bilahare, iş bilmezlik/liyakatsizlikle ortaya çıkan sorunlarla debelen dur.

Şimdi diyeceksiniz; “Şirket bizim batsa kime ne, araba benim yansa sana ne!”

Haklısınız, iş olsun işte.

Ben de zaten size ait şirketten ziyade liyakatten daha çok sadakatle yönetildiği iddia edilen, millete ait kurumlar için yazmıştım.

TRAPARK PAZARKAPI ÜZÜYOR
Büyükşehir Belediyesinin şehir adına, mesai mefhumu gözetmeksizin çıkardığı güzel işleri, dilimiz döndüğünce, her daim takdirle karşıladık.

Evvelce değindiğimiz...

Kentleşmenin olmazsa olmazlarından yüksek maliyetli içme suyu, alt yapı, kanalizasyon hatlarındaki yenileme ve iyileştirme çalışmaları, pandemi ile mücadelede sağlık sektörüne verilen maddi manevi destekler bunlara verilebilecek en iyi örneklerdendir.

Yine ulaşım, alt/üst geçit, park bahçeler gibi farklı alanlara yapılan hatırı sayılır yatırımlar da Trabzonlular için memnuniyet verici. Lakin ve de fakat memleket insanının otopark ihtiyacını gidermek hedefiyle uygulamaya konulan TRAPARK’larda yapılan fiziki düzenleme ve uygulanan ücret politikaları yeniden gözden geçirilmeli.

Bkz: Pazarkapı Mahallesi Moloz Mevkiinde bulunan TRAPARK.

Zira bahse konu adreste adeta labirent haline gelmiş park alanında haddinden fazla araç bulundurulması sürücülerin hareket ve manevra kabiliyetini sıfıra indirirken, ortaya çıkan bu durum araçlarla birlikte yayaların da güvenliğini en üst perdeden tehdit etmekte.

Diğer yandan otoparkta yaşanan görüntü kirliliği bir tarafa hâlihazırdaki ücretlendirme politikası izaha muhtaç. Mesela içeride park yeri olmadığı için aracınızı uluorta ve açık vaziyette bırakmak istemediğinizi düşünün. Girişinizi takiben, hiç beklemeden çıkış yapsanız dahi ödeme yapmadan otoparktan ayrılamıyorsunuz.

Velhasıl efendim vatandaşın kafasında, konuyla alakalı yanıtını arayan bir deli sorular:

Bir- Madem TRAPARK ağzına kadar dolu, içeriye neden araç alınır?

İki- Hadi alındı... Vaziyete sonradan vakıf olmak suretiyle, güvenli bir şekilde aracını park edemediği için direkt çıkış yapmak isteyen vatandaştan niçin ücret alınır?

Üç- Görevlilerce anahtarı üzerinde, park edilmesi beklenen araçlarda yaşanılabilecek hırsızlık, maddi hasar gibi olumsuzluklarda vatandaşın muhatabı kim ve böyle bir durumda TRAPARK işin neresinde olacak?

Şimdi, TRAPARK kullanıcıları bunlara cevap bekleye dursun.

Bizler, sırf kamu yararı için varlığını sürdürmesi gereken belediyelerin ‘kâr amacı gütmeyen kurumlar’ çizgisinden neden bu denli uzaklaşmaya başladığına kafa yoralım.

Dostça kalın.