MEDYA VE ÖZGÜRLÜK
Konuşmacı emniyet Müdür yardımcısı ballandıra ballandıra anlatıyordu. Dünyanın büyük kentlerinde her yarım saatte bir insan öldürülüyorken İstanbul’da ortalama günde beş insan yaralanıyormuş. Ne yalan söyleyeyim, üzüldüm! Göz göre göre bir şampiyonluğumuz gitti. Koca salonda yüzlerce gazeteci vardı. Bazılarına telsiz mikrofon da dağıtılmıştı. Kimseden çıt çıkmıyordu. Herkes hayatından memnundu. Karadenizlilik ağır bastı. Ayağa kalkarak: “Bu bahsettiğiniz şehir İstanbul mu. Sizler başka şehirde yaşamıyorsunuz değil mi! ” dedim.
Ellerinde mikrofonlarla soru soracakmış gibi duran –anlı – şanlı gazeteciler şaşırdılar. İçlerinde! “Bu deli de nereden çıktı” diyenler de var. Sesim gür olduğu için mikrofona gerek duymadım. “Sayın müdürüm” dedim. İstanbul’da soyulmadık dükkan sadece Fatih’te emniyet müdürlüğü çevresinde kaldı. Sizler günlük vukaat raporlarını okumuyor musunuz. Konuşmacı böyle bir çıkışa hazırlıklı değildi. Kem, küm etti: “Kıyaslama ortada” dedi. Pişman olmadım değil: Bu münasebetsiz nereden çıktı der gibi, herkes bana bakıyordu. “Başka sorusu olan yoktur” diyerek konferansı sonlandırdılar. Çıkarken polislerin koluma gireceğini bekledim. Korktuğum başıma gelmedi. Son anda yanıma bir görevli Alman gelerek kut kut, dedi. O anda ne demek istediğini anlamamıştım.
O yıllar bir başkaydı. Yanlışları düzeltme adına eleştiri özgürlüğü vardı. Nereden nereye geldik. Günümüzde de eleştiri özgürlüğü olabildiğince zengin. Öğretmenleri ve de gazetecileri istediğiniz gibi eleştirebilirsiniz. Özgürlük sınırsız. Bir de yandaş ve de candaş iseniz ağzınızın fermuarını sonuna kadar açabilirsiniz. Beis yok.
Yorum sizin...