ÖĞRETMENLER GÜNÜ!
Bugünün öğretmeni mutsuz. Onların mutsuzlukları için yüzlerce gerekçeleri var. Yılda bir kez yüzeysel de olsa öğretmenleri anımsamak öğretmenlerimizin sorunlarını çözmüyor. Sorunlar dünden bugüne gelen sorunlar da değil. Kimse yönetimlerden sorunları bir çırpıda çözmelerini beklememektedir. Ancak bir yerlerden başlamak gerekir. Bu yaklaşım öğretmenleri umutlandırır ve geleceğe olumlu bakmalarını sağlar.
Öğretmenlerimizin morali ve motivasyonu çok önemli. Geleceğini güvence altına alamayan, kendi çocuklarının ve ailesinin geleceğini çözemeyen bir öğretmenin geleceğe güçlü nesiller nasıl yetiştireceğini düşünmek gerekir.
Öğretmene yapılan yatırım kendi çocuklarımıza yapılan yatırımdır. Çocuklarımıza yapılan yatırım ise geleceğin Türkiye’sine yapılan yatırımdır. Ne yazık ki günlük politikalardan kurtulup uzun yatırımlara yönelemiyoruz.
Kapitalizmin bir kuralı var: Para! Para! Para! Zamanımızda kimde para varsa toplumda o değerli insandır. Öğretmenin saygınlığı da sistem gereği aldığı para ile eşdeğerdir. Düşünebiliyor musunuz, 1946 yılında yeni atanmış bir öğretmen aldığı maaşla on bir cumhuriyet altını alırken 1956 yılında yedi altın şimdi ise üç altın alabilmektedir. Öğretmenimizi bu kadar zor duruma düşüren yönetimler, her 24 kasımlarda övücü söylevlerle işi geçiştirmeye çalışıyorlar. Bu arada bir fıkra geldi aklıma:
Kan davası nedeniyle küçük yaşta bir kişiye adam vurdurulur. O kişi mahkum olur. Ama o genç artık ailenin kahramanıdır. Annesi oğlunu ziyarete gelir.
Genç ,annesine:
“Ana bana biraz paracuk verur musun?”
Annenin parası olmadığı için oğluna para veremez ve oğluna:
“Namun tutti Tonyayu, ne yapacaksun parayu. Ye patatesi yat aşağu.”
Şimdi de öğretmenler ne yapacaklar parayı. Para başkalarına, ülke için özveri öğretmenlere. Konuşurken geleceğimizin mimarlarıdırlar, cumhuriyetimizin koruyucusudurlar. Ama o kırgın, küskün mimarlardan büyük eserler beklemek hayal olur.
Çağdaş bir ülke, hukuk devleti, demokrasi, insan hakları, hoş görü, barış , manevi değerlere kimse karşı değil de bunlar nasıl kazanılacak? Elbette ki eğitimle, öğretmenle.
“Milli Eğitim” temel ilkeyi ismiyle ortaya koymuş. İktidara kim gelirse gelsin, Milli Eğitim Bakanı kim olursa olsun “Millilik” ilkesi korunmalıdır. Ne yazık ki dün de bugün de eğitim siyasallaşmıştır. Özellikle yönetim kadrosuna kendi siyasal yapısına yakın insanlar getirilmekte, yetenekli, liderlik özelliği önde olan ama o iktidarın görüşünde olmayan kişiler arka plana itilmektedirler.
Milli Eğitim Temel Kanunu’nda belirtilen ilkelere bağlı kalmak koşuluyla , alan bilgisi kadar, kişilikli, insan sevgisiyle dolu öğretmenler yetiştirmek zorundayız. Çünkü öğretmenlik bir meslektir. Hem de mesleklerin en kutsalıdır.
Öğretmen yalnız öğretici değil aynı zamanda eğiticidir. Onun için öğretmenler pedagojik bilgilerle donatılırlar. Dayak, öfke, kötü söz öğretmenin bilgisine ve kişiliğine ters düşer. Ancak çocuk aileden getirdiği kazanımlara okulda yenilerini ekleyerek kişilik kazanır. Biz buna okulda ve ailede eğitim diyoruz ki veli öğretmen işbirliğinin temelini bu yaklaşım oluşturur.
Özetin özeti:
Ülkemizi ve çocuklarımızı her şeyin üstünde görmek istiyorsak, öğretmenlerimizin saygınlığını da o oranda korumak zorundayız.