OKUMADAN BİLMEK


Ne acı diyorum kendi kendime, okumadan bir gazetenin ne diyeceğini bilmek. Cenahına göre kıblelenen gazetecilik..
Üzülüyorum..
Patronunu, ait olduğu grubu, saplanıp kaldığı görüşü bildin mi gazeteleri okumak gereksizleşiyor. Köşe yazarlarının fotoğrafı bile son kertede dahil olduğu beklenti merkeziyle gülümsüyor sana.
Bilmiyorum Avrupa ülkelerinde basın bu kadar hatları belli fikir yarıklarıyla kan revan mıdır?
Aynı gazete içinde birbirine zıt fikirlerin barınması oralarda mümkün mü? Bizde cibiliyetine kadar benzeşenlerin toplandığı bir örgütü andırıyor adeta gazeteler.
Açıkçası yerel gazeteleri ulusal gazetelere göre daha renkli, daha farklı sesleri yansıtan bir yapıda görüyorum. Örneğin bizim gazetemizde, yansız yazan da hükümete yakın duran da muhalefetin sesine kulak veren de mevcut. Bu yönüyle diğer yereller de sınıfı geçer.
Ama olay Türkiye sathına yayıldı mı tek tip elbise giymiş gibi yeknesak bir yola revan oluyoruz.
Hiç şaşmaz bir adreste sözcükler sadece üflenmeyi bekliyor.
Her sabah nefesi kuvvetli bir şeyh gibi sayfalar, aynı soluğu almaya başlıyor.
Ekonomiden spora, belirlenmiş hatlarda gidip geliyor her şey..
Ulusalda sadece gazeteler değil görsel medyada da durum anlattığımız muvazene üzerinde dengelenmiş. Aykırı bir sesi ile, destekli atan bir sesin hangi kanalda çıkacağını bilmek, hatta eskimiş yüzleriyle bazı kanal müdavimlerinin diş sayısından haberdar olmak, çok çok acı veriyor.
Daha konuyu cümleye dökmeden şeceresini deşifre edenlerin hiç sorgulama yapmadan burada savunduğum şu kişinin noksanı da şudur diyebilenine tesadüf edemedik.
Kurulmuş saat gibi tik tak tik tak.. Hep aynı ritim ve aynı ses.
Bıktıran bir yeknesaklık.. İşte katlanamadığım bu..