ÖLÜM TOHUMLARI…

Her ne kadar Almanya, Yunanistan, Fransa ve Avusturya gibi AB ülkeleri diğer dünya uluslarına benzer şekilde GDO ekimine sağlık ve bilimsel nedenlerle karşı çıksalar da 2006 yılı başlarında Dünya Ticaret Örgütü (WTO), AB’ni toplu GDO üretimi için kapılarını açmaya zorladı.

ABD ve İngiliz ordularının Irak’ı işgaliyle birlikte Vaşington, bu ülkeye genetiği değiştirilmiş tohumları ABD Tarım Bakanlığının bir cömertliği olarak göndermeye karar verdi. İlk büyük çaplı deney 90’lı yılların başında çok uzun zamandır Rockefeller ailesinin bozduğu ve yolsuzlukla başı dertte olan Arjantin’de zaten yapılmıştı.

İlerleyen sayfalarda da göreceğiniz gibi GDO’nun yaygınlaşması ve çoğalması uğruna politik tehdit, hükümet baskısı, yalan, rüşvet yöntemleri kullanılmış ve hatta cinayetler bile işlenmiştir.

Okurken bir suç romanı hissine kapılmanız hiç te sürpriz olmayacaktır… Tarımsal verimlilik ve dünyanın yiyecek sorunlarını çözme adı altında işlenen bu suçlar, bu küçük zümrenin amaçları doğrultusunda hiç de önemli değildir!

Yapılan bunca şeyin hedefinde sadece para ve kar yoktur. Nihayetinde bu güçlü aileler kimlerin Merkez Bankalarının başlarında duracağına karar verirler. Para, onların yaratmaları ya da yok etmeleri için emirlerindedir.

Amaçları daha önceki despot ve diktatörlerin hayal ettikleri gibi mutlak dünya hakimiyetidir. Kontrol edilemezlerse 10-20 yıl içerisinde bu hedeflerine ulaşmaları işten bile değildir.

Bu nedenledir ki,  bu gerçeğin duyurulması ve herkes tarafından bilinmesi büyük bir önem arz etmektedir.

F.William Engdahl

https//www.facebook.com/v.DünyaGercekleri

GDO Başta insan nesli olmak üzere tüm canlılar ve bitkilerin doğal yapısını bozan, gıda üzerinden ülkeleri ve insanları tutsak eden yeni bir teknolojidir. Genetiğin değiştirilmesi sonucunda  İnsanlığın Ortak Mirası olan Tohumlar Patentleştirilerek ABD ve İsrail’in ve Bunlara ait Şirketlerin Mülkiyetine Terk Edilmektedir.

Halkımız iyice bilmelidir ki; “genetiği ile oynanan tohum İnsanlığın ve Ülkelerin tümden köleleştirilmesidir.” Süreç içerisinde İngiltere, Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Fransa, Lüksenburg ve Almanya ard arda GDO’ku üretim ve tüketimi yasaklarken Türkiye’miz GDO’lu ürünler cenneti haline getirilmiştir.

Türk çiftçisinin yüzyıllardır bu topraklarda ürettiği zengin bitki çeşitleri her geçen gün yerini Uluslararası Şirketlerce geliştirilen melez ve trans-genetik türlere bırakıyor. 2006 yılının Kasım ayında yürürlüğe giren Tohumculuk Yasası ile Türk çiftçisi, ürettiği tohum üzerindeki hakkını kaybedip, çoğu ithal edilen “sertifikalı tohum” almaya zorlanıyor.

Yüzlerce yıllık Ata mirası kendi kara tohumunu kullanmak isteyen Türk Çiftçisi, sertifikalı tohum dayatmasında kendisini denetleyecek mahiyette olan Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (CKS) üye olmamaya çalışıyor olsa da çoğu çiftçimiz, bu köşe kapmaca oyununda ÇKS tarafından sobelenmiş “fişlenmiş” durumda!..

Zira hükümet, çiftçiye vereceği desteği ÇKS’ye kayıtlı olma şartına bağlıyor ve TMO bile bu kaydı taşımayan çiftçinin ürünlerini satın almıyor.

Şayet Türkiye halkı sağlıklı bir yaşam arzuluyor ve “doğal tohumlarını” küresel Tröstlere kaptırmak istemiyorsa; İktidarıyla, Muhalefetiyle, Kentlisiyle, Köylüsüyle, Üreticisiyle, Tüketicisiyle, Akademisyeni ve Sivil Toplum örgütleriyle hep birlikte genetiği değiştirilmiş tohumlar ve gıdalara ilişkin savaşım içinde olup karşı durmak zorundadır

Özellikle de her fırsatta üç çocuk önerisini dile getiren Sayın Cumhurbaşkanı, insanları kısırlaştıran bu saldırı karşısında herkesten önce harekete geçmelidir… yoksa kendilerinin  gelecek nesillere ilişkin üç çocuk özlemi hayalden öteye varmayacaktır.