Onlar Bizim Gardaşımız UNUTMAYIZ!..


Bu günün tarihi dünya tarihinin bir yüz karasıdır..
Bu günün tarihi yakın tarihin bir soykırımıdır..
Bu günün tarihini unutmak demek, bu ülke insanının kardeşlerine, soydaşlarına sırtını dönmesi demektir. İşte o zaman bittiğimiz andır!..
Bakın bu günün tarihine..
Yer; Azerbaycan-Dağlık Karabağ Bölgesi’inde Hocalı Kasabası...
Yıl: 1992...
25 Şubat’ı 26'ya bağlayan gece..
Ayazdı ve dondurucu soğuk vardı..
Eli kanlı Ermeni silahlı kuvvetleri; savunmasız, masum, sivil, soydaşlarımıza saldırdılar.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kanunlarına göre, Azerbaycan'ın bütün bölgelerinde, evlerde ne kadar silah varsa av tüfekleri dahi toplatılmıştı. Silahlı Ermeni gruplar bu bölgeye yerleştirilmişti...
Karşı koyamazlardı, koysalar da silahsızdılar... Gecenin yarısıydı, ansızın saldırmışlardı!. Ancak kalleşler, gözü dönmüşler, insan olamayanlar, hayvan dahi olmayanlar yapardı bunu...
Hiçbir zaman er meydanında savaşmadılar ki, her zaman sırtımızdan vurdular.
Onların geleneği buydu...
Katliamın ilk gecesinde, 8 aile bütün fertleriyle öldürülmüş..
700’den fazla çocuk anne ve babasını kaybetmişti.. Resmi rakam 613 denilse de görgü tanıkları ve gazeteciler bin 300 Türk'ün katledildiğini söylüyorlardı..
Hocalı'da yaşayan Ahıska Türkler'i de evlerinde yakılarak öldürülmüştü...
Binin üzerinde yaralı varmış.
Ermenilerin, bıçağından ve kurşunlarından kurtulmayı başaran; kadınlar, çocuklar, yaşlılar karlı dağlar ve tipi altında Agdam'a geldiklerinde çoğunun ayakları donmuştu.
Hocalı ile Agdam arasındaki 12 km yol boyunca cesetler dizilmişti..
Vahşetin boyutlarına bakılınca hunharca öldürülen masumlar...
Çocukların kafaları kesilip top gibi oynanmış..
Bebeklerin kafa derileri yüzülmüş, yaşlı dedelerin ve ninelerin jiletle yüzleri doğranmış..
Keza genç kadınların göğüsleri kasaturalarla!
Fotoğraflar acı gerçekleri gözler önüne seriyor..
Hamile kadınların bebeklerinin kız mı erkek mi diye yazı tura atarak karınlarını deşmişlerdir.
Tam anlamı ile bir soykırım..
Onların her biri kardeşimizdi, soydaşımızdı..
Soykırımı duyurmaya çalışan soydaşlarımız, hatta soykırıma tanık olan yabancı gazeteciler, tüm dünyaya duyurduklarını ama kimsenin aldırış etmediğini söylemişlerdi,..
Dünya sessiz kalmıştı!..
Acaba Yunanlılara, İtalyanlara, İngilizlere vb. Avrupa ülkelerine olsa ne yaparlardı?
Ben söyleyeyim taş taş üstünde bırakmazlardı..
***
Ama onlar Türk'tü...
İşte asıl ırkçılık buydu..
Türk milletine ırkçı diyenlere sormak gerekir..
Bakın yakın tarih kitapları da elimizde..
Hocalı katliamını gözleriyle gören Ermeni gazeteci “Haçın Hatırı İçin” isimli kitabında bakın neler anlatıyor.
“Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 km Batısında bir yere 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada, Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu.”
Acı ama gerçek!..
Ayrıca Ermeniler Hocalı’da sadece katliam yapmamış, Azerbaycan Türklerinin topraklarını da işgal etmişlerdir.
Bu büyük milletin tarihinde en küçük bir katliam, en küçük bir masum insanın çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden öldürülüşünü bulabilir misiniz?
Ermenistan'da büyük depremde, kimler yardıma koştu bir araştırın...
Sarıkamış'ta şehit olan, 90 bin askerimizin yiyecek ikmalini, "Ahmet Muhtar Paşa'nın gönderdiği canlı koyun ve yiyecekleri" yolda katlederek, yağmalayıp ulaşmasına engel olup, çoğunun açlıktan ölmesine neden olanlar, kimlerdi?
Aynı gözü dönmüşler..
Bu soykırımların acısını yaşadıkça tarihimizle ne kadar övünsek bu övgünün az olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Çünkü bütün dünya tarihinde yaşanan soykırımların, katliamların hiç biri ama hiç biri bu ülkenin şanlı, pırıl pırıl tarihinde yaşanmamıştır!..
Çünkü bu büyük millet yaratılanı Yaradan dolayı hep sevmiştir..
***
Bakın size bu noktada önemli bir tarihi anı.. Nasıl bir millet olduğumuzu en iyi şekilde anlatır..
“Adnan Orel Bey, askeri ataşemiz olarak ve albay rütbesiyle Londra'da bulunduğu sırada, İngiltere Genelkurmay Başkanlığı’nda bir değişiklik yaşanır ve göreve yeni gelen Genelkurmay Başkanı Mareşal Festings onuruna bir yemek düzenlenir.  Yemekte yabancı devletlerin askeri ataşeleri de bulunmaktadır. Mareşal Festings konuşmasını yapmak üzere hazırlanan kürsüye gelir. Şöyle der:
‘İçinizde bulunan Türk askeri ataşesini tanımak istiyorum.’
Bunun üzerine orada bulunan Türk askeri ataşesi Adnan Orel Bey, diğer askeri ataşelerin şaşkın bakışları arasında Mareşal’i selamlar.
Türk askeri ataşesine yapılan bu ayrıcalığın sebebini, orada bulunanlar merakla düşünmeye başlarken, yeni İngiliz Genelkurmay Başkanı şu açıklamayı yapar:
‘Ben bu üniformanın sahibi olan ordunun mensupları sayesinde, şu anda genelkurmay başkanı olarak karşınızdayım.’
Bu sözler orada bulunan topluluğu daha da şaşırtır.
Mareşal'den bir açıklama daha gelir:
‘Çanakkale savaşlarında teğmen rütbesiyle görevli bulundum. Savaş esnasında dahi ibadetlerimizi yapabilmemiz için cephenin hemen gerisinde bir sahra kilisesi yapmıştık. Bir pazar günü bu kiliseye gitmek üzere elimizde İnciller olduğu halde birkaç asker yola çıkmıştık. Ancak yolumuzu şaşırmamız neticesinde Türk siperlerine vardık. Dolayısıyla Türklere esir düştük. Silahsız olduğumuzu, ellerimizdeki İncilleri göstererek kiliseye giderken yolumuzu kaybettiğimizi belirterek serbest bırakılmamızı istedik.
Bunun üzerine Türk teğmen, bizi yüksek mercilere teslim edip resmi muamele yapmak yerine, serbest bırakarak emniyet içinde kendi mıntıkalarına dönmemizi sağladı.”
Mareşal başından geçen bu hadiseyi anlattıktan sonra, orada yemekte bulunan askeri ataşelere şu açıklamayı yapar:
‘İngiliz askeri kanununa göre savaşta esir düşen İngiliz subayları, ülkeye döndüklerinde askeri mahkemeye verilirler. Esir olmakta hatası görülenler, derhal ordudan atılırlar. Esir olmakta şahsi hatası bulunmayanlar da emekliye sevk edilirler.
İşte o gün Türk teğmeni bana esir muamelesi yapsaydı, bugün genelkurmay başkanı olamazdım.’
***
İşte biz buyuz..
Ama ne yazık ki biz kendi kendimizi yiyip bitirmekle meşgul olan bir ülke haline getirildik.
Yazık oluyor bu ülkeye çok yazık..
Hocalı'da şehit olan soydaşlarımızı soykırımın yıldönümünde rahmetle anıyoruz, ruhları şad olsun!...
Bütün dünya unutsa bile Türk milleti asla onları unutmayacaktır..
Unutturmayacaktır!..
Onlar bizim gardaşımız, canımız.