ONLAR VARKEN EMPERYALİSTE GEREK YOKTUR!

ONLAR VARKEN EMPERYALİSTE GEREK YOKTUR!

Mondros Mütarekesi’nden tam iki ay sonra (30 Aralık 1918) kurdurulan “Kürt-Kürdistan Teali Cemiyeti” ve (üç ay on dokuz gün sonra, 19 Şubat 1919’da da) İslam Teali Cemiyeti, birisi Kürt Devletini, diğeri de İslam Devletini İNGİLİZLERİN EMPERYALİST ÇIKARLARI İÇİN kuracak, Kuvây-ı Millî’yi çökertecek, Anadolu’da işgal güçlerinin işini kolaylaştıracaklardır. Tüm isyanlar, karışıklıklar, engellemeler “kurtuluş ve kuruluş gücünü zayıflatmak için yapılacaktır.

Mustafa Sabri Şeyhülislam olunca yerine İskilipli Atıf, İslam Teali Cemiyeti’nin başkanı olacaktır. Yazdıkları bildiriler Yunan uçaklarınca havadan Anadolu halkına dağıtılacak, Mustafa Kemal’e, arkadaşlarına ve Kuvây-ı Millî’ye ağza alınmayacak küfürler ve hakaretler yağdırılacaktır. Meclis “hainlik midir, değil midir” tartışmasını sürdürürken, İzmir, Aydın, Manisa, Söke, daha sonra Bursa, Antalya, Akşehir, Adana, Antep, Maraş, İstanbul ve tüm Anadolu İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgalleriyle kararacaktır. Düşmana yardımın ve düşmanla işbirliğinin adı hainlikten başka ne olacaktır? Kürt örgütleri, aşiretler isyan üstüne isyan çıkaracaktır. Damladan fırtına koparan yaygaracılar bunu çok iyi bilmektedir; söylemezler.

İşgal kuvvetlerinin tamamı emperyalisttir. Emperyalistlerin istek ve arzularını yerine getirmeye çalışanlar da işbirlikçilerdir. Kurulmalarına her türlü desteği vererek siyasetin içine sokulan Kürdistan Teali Cemiyeti ile İslam Teali Cemiyeti de emperyalistlerin iç işbirlikçileridir. Dün olduğu gibi bugün de aynı amaca hizmet ettikleri için, onlar var iken başka emperyaliste gerek yoktur. EMPERYALİSTLER TÜRKİYE’NİN İÇİNDEDİRLER. “DIŞ GÜÇLER” diye emperyalistleri dışarıda aramaya gerek yoktur!

Terörsüz Türkiye masalıyla emperyalistlerle istedikleri gibi at koşturarak hedeflerine bir miktar daha yaklaşmışlardır.

Emperyalistler Osmanlı’yı parçalayacak, İstanbul-Trakya, İzmir-Ege Bölgesi, Antalya-Konya-Adana-Maraş-Antep işgal edilecek; Trabzon Pontus Rum Devleti, Erzurum-Büyük Ermenistan, Diyarbakır-Kürdistan Devleti kurulacaktı. Mondros ve Sevr buna amir hükümler taşıyordu. Bu işin en büyük mimarları İngilizler ve Fransızlardı. Oysa Ermenileri (Hınçak ve Taşnak üyelerini), açtığı okullarla eğitip Amerikan vatandaşlığı vererek ticaret ataşesi yapan ve dokunulmaz kılan Amerika’ydı. Birer suç makinesi olmalarına karşın Osmanlı, Amerikan vatandaşlarını yakalayıp yargılayamıyordu. Ve Lozan’ı da imzalamayan yine Amerika’ydı. Lozan’a karşı çıkanlar emperyalizmin yanında yer alanlardır.

Bugün, değişik adlar altında sunulsa dahi çekirdeğini oluşturan Mondros Mütarekesi ve Sevr Anlaşması düşüncesinden en küçük ödün vermeyen Batı’nın güçlü emperyalist unsurları, BOP’la tuttukları işbirlikçi politikacılarla kendi borularını çok rahat bir şekilde öttürebilmekte, “Türkiye’nin çanına ot tıkamaya” çalışmaktadırlar. Terörü lanetleyenler, teröriste ateş püskürenler, teröristlerle işbirlikçi diye suçlayanlar artık teröristin ağzıyla konuşabilmekte; “Kürt halkına” diye söylenen haklar teröristlere “verilsin” diye istenebilmektedir.

Osmanlı, yenilgileri, gerilemeleri ve çökmeleri yaşarken İngiltere’nin, Fransa’nın, Rusya’nın oyuncağı olmaktan bir türlü kurtulamadı. Hele 1838 Balta Limanı Antlaşması’nı imzalayıp sanayi devrimini tamamlayan Avrupa devletlerine açık pazar olduktan sonra ekonomisi çökmüş ve dışarıya bağımlı hale gelmiş Osmanlı, İngiliz’in, Fransız’ın, Rus’un her dediğini yapmak zorunda kalmıştır. Hele göklerde gezdirilen II. Abdülhamit Han Hazretleri(!) bile Çırağan Olayı’ndan sonra hem ailesinin hem de ülkesinin güvenliğini korumak için kraliyet ailesinden aldığı güvenceye karşılık Kıbrıs’ı rüşvet olarak vermiştir. O kadar şanlı bir padişah ailesini ve ülkesini koruyamaz duruma gelmiştir. Yine de “her yenilik hareketinde”, Tanzimat Fermanı’nda, Islahat Hareketleri’nde, Mecelle’nin hazırlanışında, Kanuni Esasî’de, I. ve II. Meşrutiyet’in ilanında hep ayrılmalar olmuş, “bölünme, parçalanma korkusu” yaşanmıştır. Korkulan başa gelmiş ve Mondros ile Sevr’le Türkler tüm azınlıklardan arındırılarak Anadolu’ya hapsolmuştur.

Mondros başlangıcı ve Sevr devamıyla işgal edilen Anadolu’da, Kürdistan, Ermenistan ve Pontus devletleri kağıt üzerinde de olsa kurulmuştur. Atatürk böyle bir kararı kabul etmemiş, emperyalizme açtığı savaşla ANADOLU İHTİLALİ’ni gerçekleştirmiş ve “en büyük eserim” dediği TC DEVLETİ’ni kurmuştur. Bugün sorunları çözemeyenler, “şirin, hoş, güzel” görünmek için tüm emperyalist söylemleri dillerine dolamış, devletin, vatandaşlığın tanımlarını dahi değiştirme önerilerine sıcak bakar hale gelmişlerdir. Devlet mi terör örgütüne “entegre” olacak, yoksa “terör örgütü mü devlete entegre olacak”, belli değildir. Toplumun sinir uçlarıyla bu kadar oynanmaz. Gereğinden çok gerilen yay kırılır. Herkes aklını başına alsın.

Emperyalistlerle “aynı ağzı konuşan” kimileri, “iktidarlarının ayakta kalabilmeleri, kimileri de oy uğruna” her türlü ödünü vermeye hazırdır. Yasaysa yasa, Anayasaysa Anayasa, vatandaşlık tanımıysa vatandaşlık tanımı, hatta devletin adının dahi değişimine cüret edilebilmektedir. Onlarca yıllık mücadeleye ve binlerce şehide de mi saygı yoktur? Bu kadar aymazlık olamaz.

“Cumhuriyeti kuran Anadolu halkına Türk milleti denir” ya da Türk devletine “vatandaşlık bağı ile bağı olan herkese Türk denir” tanımlamalarından neden rahatsızlık duyulmaktadır? Tüm kimlikler, üzerinde yaşanılan ortak coğrafyaya göre adlandırılırken, dil, ırk, mezhep ayrımı gözetmeksizin yapılan bu tanımdan rahatsızlık duymak, birlikte yaşamak istememek demektir ki, Türk-Kürt kardeşliği o zaman sadece bir söylemde kalır. Dağlarca’nın dediği gibi “ben sevdim, onlar sevmediler” olur. İRA ile sorun çözülürken “Britanya ya da Birleşik Krallık” adları ve “İngiliz” vatandaşlığı neden tartışılmamıştır? Fransa ve İspanya sınırındaki Bask’ta bağımsız bir devlet kurma amacında olan ETA, silahlı mücadeleyi bırakırken Fransa ve İspanya’da neler değişmiştir? Yoksa onlar Fransa ve İspanya devletlerinin dışında bir güç olarak mı kalmıştır? Niye Türkiye’de devlet değiştirilmeye çalışılmakta ve halkın ayarlarıyla oynanmaktadır? Ve sözde silah bırakacak olan PKK, başka adlar altında neden Suriye’de, Irak’ta yaşamaya devam edecektir?

İspanya, Fransa ve Britanya’dan istenmeyenler Türkiye’den neden istenmektedir? Türk halkı buna susacak ve rıza gösterecek midir? Kim, hangi ağza göre konuşursa konuşsun, arkasında bütün dünya bile olsa, Mondros’u, Sevr’i tanımayan bu halk, bir terör örgütünü mü tanıyıp ona göre biçimlenecektir?

Sevgiyle, esenlikle kalınız…

bilbatuhan@hotmail.com