ORHAN VELİ KANIK 100 YAŞINDA


.....................................................
Evvela adamım yani
Sirk hayvanı filan değilim.
Burnum var, kulağım var
Pek biçimli olmamakla beraber.

Türk şiirinde “Garip” hareketinin baş mimarı Orhan Veli Kanık, yaşasaydı tam yüz yaşında olacaktı bugün. Ama kısa bir ömür, uzun bir yaşam biçimini kim yaşadı sorulsa emin olun ki akla Orhan Veli gelir.
Kendisi diyor ki: “1914’te doğdum. Bir yaşında kurbağadan korktum. İki yaşında gurbete çıktım. Yedisinde mektebe gittim. Dokuz yaşında okumaya, on yaşında ise yazmaya merak sardım. 13’ünde Oktay Rıfat’ı 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’inde rakıya başladım. 20 sinden sonra para kazanmasını ve sefaleti öğrendim. Hiç evlenmedim.”
Kısa bir ömür ama sanat dünyasında çığır açmış kişilik!. 36 yaşında en verimli çağında bir kaza sonucu sonsuza uçtu.
Orhan Veli, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde devrim yapan şairlerden biridir. Melih Cevdet, Oktay Rıfat ve Orhan Veli şiirimizi temelinden değiştiren şairlerimizdirler. O ve diğer arkadaşları o güne kadar gelen şiir görüşünü temelinden değiştirmişlerdir. Bu yaklaşımları büyük gürültüler oluşturmuştur.
Garip hareketini diğer akımlardan ayıran en önemli özellik, uyaksız, ölçüsüz, yalın dil kullanımdır. Mecaz, mazmun, teşbih gibi sanatlardan uzak durmaları da ayrı bir farklılık oluşturmuştur. Çünkü Orhan Veli’ye göre şiirde aranan esas özellik anlamdır. Anlam beş duyumuza değil de beynimize seslenir. Tüm şiirlerine baktığımızda dikkatimizi çeken diğer özelliği de şiirde sözcük ve dize güzelliğinden çok bütün güzellik ön plana çıkarmasıdır.
Onun şiirlerinde duygu ön plana çıkmaktadır. Özellikle dil ve deyişteki rahatlık; sadelik ve içtenlik okuyanı çekiverir yanına. Gerek şekil yönünden gerekse içerik yönünden yapılan değişimler, klasik ve eski alışkanlıklarını sürdürmekte direnen şairlerce eleştirilmiştir. Garipçiler gelen eleştirilere aldırmaz ve bildikleri yolda devam ederler. Garipçileri yeniliğe iten nedenlerden biri ve şiirdeki halklaşmanın kökeni 1940–1945 döneminin toplumsal değişimleridir. İkinci Paylaşım Savaşı’nın getirdiği çeşitli olumsuzluklar toplumun her kesimini bunalıma sokmuştur. Açlık, sefillik, insan kaybı gibi oluşumlar Orhan Veli’nin şiirlerinde toplumsal konuları işlemesine yol açmıştır. Gerçi önceleri de halktan kişileri, dar gelirli insanları şiirin konusu yapmıştır. Bu şiirlerinde halkın zevkini, ihtiyaçlarını, dilini egemen kılmaktı. Zamanla toplumsal içerik kazanan şiirlerinde, halk kitlelerine bir şeylerin götürülmesini savunur. Bunu gerçekleştirmek için de halkın okuduğu şiiri anlamasına inanır. Orhan Veli diyor ki: “Kişinin şiiri okuyabilmesi için de o şiirde kişi kendi sorunlarını görmesi gerekir. Şiirindeki kahramanı halk arasından seçmeli, o insanı yaşamın içinde göstermelidir.”
Doğaya tutkundur Orhan Veli. Özellikle denize karşı özel bir sevgisi vardır. Ancak onun denizi İstanbul denizidir. Çünkü orada doğmuş, orada büyümüş ve candan sevdiği bir kenttir İstanbul.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgâr esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor;
Yapraklar ağaçlarda.
İyi ki yaşamış, iyi ki şiirimizi yenileştirmiş..