ORTAK SEVDA; TRABZONSPOR!..
Aslında okurlarımıza bilgi vermemiz, merak etmemeleri gerektiğini söylememiz gerekirdi ama... Bu defalık böyle olsun.
Laf aramızda kafa iznine de bayılmıyor değilim hani!
Zira...
Gazetenin genel müdürüne telefon et; ses tonundan keyfinin gıcır olup-olmadığını test et, giriş- gelişme sonrası sonuç bölümüne gir ve “ izin” iste...
Tuhaf geliyor bu işler birader..!
Biz de bunları telefonla anlatma yerinde sosyal mecrada yazışıp, direk konuya girdik “ birkaç gün yoğum”
İyi de oldu, ilaç anında kana karışıp mükemmel sonuç verdi:
“ Sen işini bilirsin...”
***
Bi de baktık üç hafta olmuş.
Bu vesileyle zamanın uykuda ve izinde çok çabuk geçtiğini bir kez daha anlamış olduk.
***
“Yediğin-içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat” mevzusuna gelince...
Gazete okumadım. TV izlemedim.
Ancak...
Aziz Yıldırım’ın hala dışarıda olduğunu, elini kolunu sallaya sallaya gezdiğini biliyorum. Ne yalan söyleyeyim, bir ay önce tutuklanma kararı çıkan Deniz Seki’nin durumundan haberim yok.
Galatasaray, Fenerbahçe ile salonda oynamama kararı almış. Keşke futbolda da 2011 yılında her kulüp benzer kararı alsaydı.
Dünya kupası maçları başlamış. Ayakkabısının bağıyla kavga yapan, yere tükürmeyi alışkanlık edinen Ceyhun Eriş, senin-benim elektrik faturamdan katkı payı alan TRT’de yorumculuğa başlamış. Ne güzel dünya, geçmişte eleştirilenler bugün eleştirmen olmuşlar.
2000’li yıllarda Türk Milli takımıyla yeniden yapılanmaya giren Almanya ve Belçika önüne geleni çarpıyor(muş). Konu açılmışken, Türk Milli Takımının geriye gitmesi bir yana, şikecilerden dolayı akıbeti de belli değil!
Ayrıca Türk Milli Takımının Brezilya’da olmamasının sebebi; ülke futbolunu uçuruma sürükleyen TFF’dir...
Almanya bir yana, Belçika’yla aramızdaki farkın bu derece açılmasının sebebi de; ülke futbolunu iş bilmez kişilerin yönetmesinden ve yönlendirmesindendir.
***
Köyüm Yalıköy’de her sabah, kah ‘Sahil çay ocağı’ Metin’in mekanında, kah Celal-Zekeriya Bulut ikiz kardeşlerin, kah emekli polis Aydın Durmuş’un çay ocağının önünde kahvaltı yapıp, çayımı yudumlayıp doya doya Karadeniz’i izledim.
Vakfıkebir’de, saçının telinden, ayak başparmağına kadar Trabzonsporlu olan Salih Bayraktar’ın ‘mezarlık kahvesi’nde bol bol süzekli çay içtik. Garson Ergin Cabri servis yapmaktan, limonata taşımaktan bi hal oldu!
14 Şubat kitapevi sahibi Ömer ve Hasan Yıldız kardeşler sayesinde, “Mustafa Yumlu’yu görsem heyecandan olduğum yere yığılır kalırım” diyen, çay ocağının sahiplerinden Cemal Arslan ile tanıştık, onunla da muhabbetlerimiz bir başkaydı. Köksal, Bahadır, Murat ve isimlerini hatırlayamadığım arkadaşlarım bizlere sürekli eşlik ettiler.
Vakfıkebir’de gazeteci Hasan Bahadır nasıl vaz geçilmez isim ise, Çarşıbaşı’nda kırtasiyeci Nurettin Akıntürk ve tuhafiyeci Ali Haneci ağabey de öyledir.
Beşikdüzü’nün sahilinde çay içmeyen, gece yarılarına kadar muhabbet etmeyen çok şey kaybetmiştir. “Beşikdüzü” demişken, Önder Öztürk ve Hünerli köyü muhtarı Sait Çağlar’ın Trabzonsporluluğuna hayran olmamak elde değil.
***
Görülmemesine- gezilmemesine rağmen milyonlarca kişinin aşık olduğu şehre gelince...
Trabzon’u ve gerçek Trabzonsporluyu tanımak istiyorsanız, Adnan Bayram’la tanışmalınız.
Yusuf Hayırlıoğlu’nun ağzından Trabzonspor’daki yapılanmayı dinlerseniz, ağzınız açık kalır!
Türkiye’nin ilk taraftar kütüphanesi olan Joganita’nın yöneticileri muhteşem projelere imza atıyorlar. Aynen devam uşaklar!
Trabzonspor’un adalet bekçilerinden olan Tayfa’nın başlattığı “Adalet için Feneri yakın” kampanyası aynı hızla devam ediyor. Muhsin Çebi, Erman Gedikoğlu ve Hakan Er arı gibi çalışıyor.
***
Özetle...
Bu tatilde de her yerde olduğu gibi Trabzonspor’u konuştuk.
Ortak sevda Trabzonspor olunca, muhabbetlere doyum olmuyor.
İsimlerini yazamadığım arkadaşlarım kusuruma bakmasınlar. Tatil için izin almadık ama yazı için bize ayrılan yere/kotaya uymak zorundayız!