OSMANLI ARŞİVİ!..
Bunu 23-24-25 Aralık 2014 tarihinde bizzat İstanbul’a giderek en son şekliyle yerinde görmekle bahtiyarım. Böylece geçen hafta “Osmanlıcaya karşı çıkmak cehalettir” diye yazmıştım..
Çok sayıda tebrik aldım..
Bu nedenledir ki bu haftaki yazımda da Osmanlıca belgelerin resmî merkezinde iki gün, İstanbul genelinde üç gün yaptığım araştırma işinden söz ettim.
Bu da aynı tarihî gerçeği haykırmanın devamıdır. Artık ilmen ve akademik olarak iyice anlaşılmıştır ki “Osmanlıca” koskoca imparatorluğun en geniş Türkçe imparatorluk dilinin adıdır.
Ondan başka bir Türkçe dili ikiliği yoktur. Sadece alfabesi Kur’ân alfabesidir, Arapça da değil. Diğer Türk Cumhuriyetlerinin Türkçe şiveleri, ağızları ve lisânları da vardır. Onları da Rusya, Kril alfabesiyle paramparça etti. Bu bakımdan da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı da Osmanlıca Türkçesiyle yazılmış belgelerin muhafaza edildiği ve araştırmacıların ilgilerine ve bilgilerine sunulan belgelerin sarayı olarak yüz akımızdır.
Vaktiyle İstanbul’dan tren vagonlarıyla Osmanlıca belgeleri Bulgaristan’a gönderip satan, Trabzon Valiliği’nde ve belediyesinde 1980 sonrası çöp arabasıyla denize döken cahil zihniyet iflâs etmiştir.
Şimdi ise Bulgaristan’a satılanlar veya yurt dışına kaçırılanlar zaman zaman para verilerek geri alınmaktadır. Geri alanları kutluyoruz amma bu da eski hain cehaletin yeniden bir daha anlaşılmasıdır. Hele hele Osmanlıca eserleri bütün yabancı araştırmacılarının Osmanlı arşivinde çalışırken gördüğümüz halde, Osmanlıcayı sadece mezartaşı okuma lisânı sayanların görüşleri de bir başka cehalet. Çünkü bugünün Osmanlıcası eski Osmanlı ilmi yanında 1920’lerin hamallarının bildiği Osmanlıca kadar bile değildir. İstediğiniz büyük tarihçiye, meselâ İlber Ortaylı’ya sorunuz.
Çünkü, Fâtih, Yavuz, Kanuni hatta Atatürk demek, Osmanlıca demektir.
Başbakanlık Cumhuriyet arşivi ise Ankara’dadır. Fakat İstanbul Osmanlı devlet arşivine kayıt olarak ulaşabiliyorsunuz. Aynı şekilde Ankara’da iseniz, İstanbul Osmanlı arşivinden bir belgeyi alabiliyorsunuz. Hele yabancıların orada eski tabirle harıl harıl ve Osmanlıcayı okumak ne kelime yutmuş olarak çalışmasını bir görseniz Osmanlıcaya karşı çıkmanın ne büyük cehalet olduğunu, kendi imparatorluk Türkçemize yabancılar kadar ilmen değer vermeyişimizin ne büyük vebal olduğunu hemen anlıyorsunuz.
Aradığım konularda çok güzel belgelere ulaştım.
Bu lisân arşiv sarayında tam beş yüz personel çalışıyor.Uzmanlar da içinde. Tahminen üç yüz civarında da araştırmacı her gün gelip gidiyor. Eder sekiz yüz kişi. Çay 25 krş. Oku oğlum oku. Yaz babam yaz. Cihazlar, bilgisayarlar son sistem. Görevliler size hiç usanmadan yardım ediyor. Hep seçme, uluslararası kimlik ve kültüre sahip insanlar.
İftihar ettim. Çünkü ben Trabzon Yazarlar Derneği Başkanı olarak gittim. Benimle birlikte Boğaç Han Derneği Başkanı Mustafa Durmuş Bey vardı. O da kendi konularında çok güzel bilgi ve belgeler elde etti. Bu nedenle bizlere yardımlarını esirgemeyen Trabzonlu Mesut Birinci, Rizeli Melek Başakoğlu, Afyonlu Ali Tokgöz, Ordulu Adnan Yıldırım, Kosovalı Ayten Artel, bizleri orada da yalnız bırakmayan organizatör Yakup Eyüboğlu, ayrıca yorgunluktan soyadlarını hatırlayamadığım Sevinç ve Gönül hanımefendi, misafir eden Maçkalı Durmuş ve Duralioğulları ailesine ayrı ayrı hayranlık ve teşekkürlerimi sunuyorum. Meğer bizim arşivist araştırmacı Zehra Topal Hanımefendinin orada ne çok sevenleri varmış. Bu ziyaretle arşivin resmen misafiri değil, resmî kimliğimizle artık müdavimi olduk.
Sahaflar Çarşısı eski özelliklerini kaybetti amma Fâtih, Yavuz ve Kanunî ile eşlerinin cami ve türbelerini de ziyaret ettik. Ayrıca, Fâtih-Yavuz ve Kanunî mimarî eserleri çevresine Trabzon’daki gibi blok binalar yapılarak tarihi eserler birbirini göremez oldular. Tıpkı bütün dünya kaleleri üzerinde gezilirken, Trabzondakiler üzerinde gezemeyişimiz gibi.. Bu tarih örtücülüğüne yazıklar olsun, tarih koruyuculuğuna ise helâl olsun..