OSMANLI'NIN RESMİ DİLİNİ BİLİR MİSİNİZ?


Osmanlı ile Cumhuriyeti iki zıt kutup gibi gösterip birini övüp diğerini yerden yere vurmayı kendimize marifet sayarak milleti kutuplaştırıyoruz..
Hala Türkçe’ye karşı icat arıyoruz..
Osmanlı döneminde dilimiz neydi diyor bazı aklı evveller..
Çok ama çok yazık..
Gelelim sadede..
Osmanlı Devletinin  bir başka anlayış ile Türklerin yaptığı ilk anayasayı kaçımız biliyoruz?
Bugün bunu yaptığım araştırmalar sonucu sizlerin önüne getirmeyi düşündüm..
Çünkü bakıldığı zaman çok ama çok şey anlatıyor!.

***

Osmanlı Devletinin ilk anayasa kararlarının adı ‘Kanun-i Esasi’ olarak konmuş..
Kanun-i Esasi (Osmanlı Türkçesi: قانون أساسى ) Fransızca Loi constitutionelle çevirisi olarak kullanılan Osmanlıca bir terkip. “Temel Kanun” ya da anayasa anlamında. Osmanlı Devleti'nin ilk ve son anayasası 23 Aralık 1876'da ilan edilmiş, 1878'de II. Abdülhamit tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe girmiş ve Osmanlı Devleti’nin hukuken sona erdiği 4 Kasım 1922 tarihine kadar yürürlükte kalmış..
Resmi kayıt aynen  şöyle  söylüyor..
İstanbul Konferansı sırasında hazırlanan ve 23 Aralık 1876 tarihinde I. Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağlayan, Osmanlı Devleti'nin Avrupa tarzında yaptığı ilk anayasa yani Kanuni Esasi ile Meclisi Mebusan'da Müslüman vekillerin yanı sıra azınlıklara da vekillik yetkisi vererek ülke bütünlüğünü korumaya çalışılmış..

***


Neydi Kanuni Esasi'nin Türk tarihindeki önemi ?                                                                                                                                      İşte Osmanlıca tartışmalarında  Kanuni Esasi ile en önemli nokta burada saklı..
Osmanlı Devletinin Avrupa tarzında hazırladığı ve yürürlüğe koyduğu  ilk anayasa Türk tarihindeki ilk anayasadır.                                                                                                                                                                                                         Osmanlı başardığı gibi, Cumhuriyet’in bütün temel kurumlarının temelinde bir Osmanlı tuğrası vardır: Ordu, idare, eğitim, hukuk, adalet, Yargıtay, Danıştay, parlamento, üniversite...

Osmanlı’da bütün çağlar boyunca resmi dil yani devlet yazışmalarının, hukukun, idarenin ve idareci zümrelerinin dili Türkçe olmuştur. Osmanlı anayasası, 1876 tarihli 119 maddeden oluşan “Kanunu Esasi”dir, yani ana kanun, ana yasa...
Üç maddesinde dört defa “Türkçe” ve “Lisan-ı Türkî” hükmü vardır:
Bakın ne der Osmanlı Devletinin ilk anayasası;
MADDE 18: Tebaai Osmaniyenin hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır. (Yani Devlet görevlileri devletin resmi dili olan Türkçeyi bilmek zorundadır.)
MADDE 57:  Heyetlerin müzakeratı lisanı Türki üzere cereyan eder ve müzakere olunacak layıhaların suretleri tab ile yövmü müzakereden evvel azaya tevzi olunur.(Yani Osmanlı Devleti'nin resmi dili Türkçe'dir.)                                                                                                                                                                           
MADDE  68: Heyeti Mebusan için azalığa intihabı caiz olmıyanlar şunlardır: Evvelâ tebai Devleti Aliyeden olmıyan saniyen nizamı mahsusu mucibince muvakkaten hizmeti ecnebiye imtiyazını haiz olan salisen Türkçe bilmiyen rabian otuz yaşını ikmal etmiyen hamisen hini intihabta bir kimsenin hizmetkârlığında bulunan sadisen iflâs ile mahkûm olup ta iadei itibar etmemiş olan sabian sui ahval ile müştehir olan saminen mahcuriyetine hüküm lâhik olup ta fekki hacir edilmeyen tâsian hukuku medeniyeden sakıt olmuş olan aşiren tabiiyeti ecnebiye iddiasında bulunan kimselerdir. Bunlar mebus olamaz. Dört seneden sonra icra olunacak intihaplarda mebus olmak için Türkçe okumak ve mümkün mertebe yazmak dahi şart olacaktır. (Görülüyor ki; bu maddede milletvekili seçilme şartları sayılırken iki defa “Türkçe”yi bilmek şartı konulmuştur.)

***

Bütün bunlar niye önemli?                                                                                                                                                                             Türkçe’nin resmi dil ve tek resmi dil olması, sadece Cumhuriyet devrinde yapılmış bir “icat” değil, bin yıllık tarihin doğal bir sonucudur.
Bugün hem tarih bilimi, hem bizi bu topraklarda birleştiren “bir yıllık beraberlik” diyorsak, bunun bel kemiği Selçuklu ve Osmanlı asırlarıdır. Cumhuriyet bu bin yılın bir büyük evrim, bir büyük varoluşunu yeniden ortaya koyma aşamasıdır. 
Türkçe; Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan, sonsuza dek sürecek Türk  Devleti’nin ilelebet  yolculuğunun her aşamasının çimentosudur..
Bu çimento öyle kuvvetlidir ki Kafkaslardan Ortadoğu'ya, Balkanlardan Orta Asya'ya Çin'e, Tibet'e kadar uzanır gider.    
İkinci resmi dil arayanlar ihanet içerisinde..
Bunun başka izah tarzı yok..
O nedenle yazımın başında belirttiğim gibi Osmanlı da bizim Cumhuriyet de..
Alparslan da, Kanuni de, Yavuz da, Fatih dee bizim Mustafa Kemal Atatürk de..
Bunlar arasında ayrım yapan, birbiri ile karşı karşıya getirip insanları kutuplaştırmaya çalışanlar da bu vatana ihanet içerisinde..
Biline..