OY TRABZON TRABZON!
En azından bir taşlığı vardı..
Kapıların üzerinden sokaklara taşan hanımelleri..
Vita kutularında morlu, kırmızılı karanfiller..
***
Bilirdin ..
Hurmanın olmuşu, ayvanın iyisi, armudun yirisi hangi bahçede..
Kimin duvarı alçaktır, çıkılır..
Hangi bahçede köpek vardır, girilmez..
Bilirdin..
Şaban efendi varsa korkma gir Ongan’ın bahçesine de, nemrut Hasan varsa sakın yaklaşma..
Ofluoğulları yazın köşke çıkınca, bahçedeki başıboş tavukların onlarca yumurtasına Ocak kulübünün bahçesine attığımız kafalar yüzündendir herhalde, 50’ye kadar dökmediydik saçları..
Sadi, üstelik bi de vole atardı ama, o, saçını sarartmak için ha bire kafasına döküp güneşe çıktığı oksijenin kurbanı oldu..
***
Toprakla, yeşille, çiçekle, böcekle iç içeydik..
Pat diye düşerdi önüne incirin olmuşu da boş bulunsan ürkerdin..
Ne sabahın köründe dallara tüneyip şakıyan karatavuklar kaldı..
Ne de toprağı az eştiğinde kafa kaldıran ziziller..
Pişirdiği yemek koktu canı çeker diye bir tabak da komşuya götüren de..
Mahallenin gobellerini sigara içerken gördüğünde müdahale eden abiler de.
Yandaki evin liseye yeni başlamış kızıyla kaçamak göz göze gelmeler de yok artık.
Ara beni cepten, bozuşmayalım hepten.
Ya da, “Oy İsmail İsmail, yolla bana email” var şimdi..
***
Yani, betonun altında kalan sadece toprak olmadı...
Komşuluk da, mahalle kültürü de, eski platonik aşklar da harç gibi yoğruldu..
İnsanlığın kriterleri değişti..
“Kaç paralık adamsın” devri başladı.
Eskiden hizaya sokan çevre..
Şimdilerde yoldan çıkarır oldu..
Meğer çocuklarımıza “Baba film mi anlatıyorsun?” dedirtecek kadar şanslı yaşamışız çocukluğumuzu da haberimiz olmamış..
***
Hani, “Bitti diye üzülme, yaşadım diye sevin” diyor ya Gabriel Garcia Marquez..
Bizimkisi de o hesap..
Bittiğine değil de..
Asrileşmek uğruna çocuklarımızı mahrum ettiğimiz güzelliklere yanıyoruz..
Lakin...
Tüm binaları yıkıp yerle yeksan etsen de..
Her tarafı ab-ı hayat bahçelerine çevirsen..
Faydasız artık!.
***
Yaşar Miraç’ın Kasım Sokağı’nı anlattığı şiirindeki gibi..
“Üç düğme kara mantosuyla bakar ha pencereden bakar” dediği Emine Teyze yok ki..
Karısı pazardan erken dönünce eve attığı “Kara kız”la yakalanıp bir araba dayak yiyen Gazocakçı Musa Amca da ..
Gukku oynarken gizlenecek yer bulamadığımda “Gel uşuğum” deyip iki metre pazenden diktiği donuyla eteği arasına beni saklayan Fadime teyzeyi ara ki bulasın..
***
Çaresiz bulduğunla avunacaksın şimdi..
Ayıkladığı üç kilo hamsinin kafasını koyduğu poşeti 5 inci kattan yola fırlatan üst komşun sayesinde kendini deniz kıyısında sanabilirsin mesela..
***
Çocukların top oynayacak arsa bulamıyor diye de üzülme..
Bak, play-stationda Messi’yle bile takım arkadaşı olabiliyorlar..
Üstelik ne ayakkabı eskitiyorlar vakitsiz..
Ne de terli terli su içip hasta oluyorlar..
***
Lakin yine de düşünmeden edemiyor insan..
Bu kadar hasar tek dişle yapılamayacağına göre..
Medeniyet canavarı acaba ağzına protez mi yaptırdı?