ÖZGÜR ÖZEL ÜZERİNDEN MİLLİYETÇİLİK OYUNU

Özgür Özel’in Çerçeve Yasa konusunda kendi siyasi sorumluluğunu üstlenip milletvekillerini serbest bırakmasını hedef tahtasına koyanlara sormak gerekiyor: Siz gerçekten neyin peşindesiniz?

Çerçeve Yasa’ya iktidar partilerinin tamamı “evet” demişken, AK Parti ve MHP saflarından bu karara karşı ciddi bir itiraz yükselmezken, bütün öfkeyi Özgür Özel’in üzerine yığmak hangi siyasi aklın ürünüdür?

Trabzon bunun en somut örneğidir. 6 milletvekilinin 4’ü iktidar partilerine mensup. Dördü Çerçeve Yasa’ya “evet” verdi. Yeni Parti ve İYİ Parti milletvekilleri ise “hayır” oyu kullandı. Buna rağmen Özgür Özel’i hedef göstermek, “milliyetçilik” üzerinden siyasi prim toplamaya çalışmak nasıl bir anlayıştır? Eğer gerçekten milliyetçilik üzerinden siyaset yapıyorsanız, önce şu soruların cevabını verin:

Çerçeve Yasa’ya “evet” veren AK Parti seçmeni neden sorgulanmıyor?

MHP seçmeni neden sorgulanmıyor?

Cumhur İttifakı milletvekillerine neden aynı tepki gösterilmiyor?

Yoksa milliyetçilik yalnızca muhalefete karşı kullanılacak bir sopa mıdır? Sizin kurduğunuz mantığı sonuna kadar götürelim: AK Parti ve MHP seçmeni bu yasaya karşıysa, neden Yeni Parti’ye, İYİ Parti’ye veya Zafer Partisi’ne oy vermesin? Çünkü bu partilerin milletvekilleri Trabzon örneğinde “hayır” demiştir.

İşte siyaset burada başlar: Söylem ile eylem arasındaki tutarlılıkta. Üstelik tüm bu tartışmaların odağındaki isim olan Özgür Özel'in, CHP'den istifa ederek kurduğu Yeni Parti'nin genel başkanı olması ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun, Özgür Özel'in bu süreçteki kararlarının ve attığı adımların altına imza atacağını açıklayarak açık bir destek vermesi tablonun rengini kökten değiştirmektedir. Kendi partisinden ayrılıp yeni bir siyasi hareket başlatmış ve müttefiklerinden bu düzeyde net bir irade beyanı almış bir aktör üzerinden kurulan bu yapay gerilim, ezberleri bozan yeni siyasi denklemi okuyamamaktan başka bir şey değildir.

Özgür Özel’i eleştirebilirsiniz. Kararını yanlış da bulabilirsiniz. Ancak eleştiri ile linç arasındaki çizgiyi aşmak, muhalefetin kendi ayağına kurşun sıkmasıdır. Üstelik Özgür Özel’in milletvekillerine özgür iradeleriyle karar verme imkânı tanıması, parti içi demokrasi açısından ayrıca değerlendirilmelidir. Milletvekili, genel başkanın el kaldırma makinesi değildir. Kendi seçmenine, vicdanına ve siyasi sorumluluğuna göre karar verebilmelidir. Asıl tartışılması gereken de budur.

Yoksa sosyal medyada Özgür Özel’i hedef göstererek birkaç oy devşirmek, Türkiye'nin temel sorunlarına çözüm üretmez. Daha vahimi, bu linç dili muhalefeti kendi içinde parçalar. Bugün Özgür Özel’e “hain”, “satılmış” ya da “omurgasız” diyenler, yarın aynı sözlerin kendilerine yönelmesini de göze almalıdır. Siyaset böyle bir bataklığa sürüklenirse geriye yalnızca öfke kalır.

Peki bundan kim kazançlı çıkar? Muhalefet mi? Elbette hayır. Muhalefet birbirine düşerken iktidar rahatlar. Bu nedenle bugün yapılması gereken, muhalefet aktörlerini birbirine kırdırmak yerine Çerçeve Yasa’nın içeriğini, doğuracağı sonuçları ve Türkiye’nin geleceği açısından taşıdığı riskleri tartışmaktır.

Özgür Özel’in tutumunu beğenmeyebilirsiniz. Fakat onu hedef tahtasına koymadan önce aynı yasanın arkasında duran iktidar blokuna da bakmak zorundasınız. Siyasi dürüstlük bunu gerektirir.

Milliyetçilik, yalnızca yüksek sesle “vatan” demek değildir. Milliyetçilik; ülkenin geleceği konusunda tutarlı, sorumlu ve ilkeli davranmaktır. Bu nedenle soruyu doğru yere sormak gerekiyor:

Çerçeve Yasa’ya kim “evet” dedi? Önce buna bakın. Sonra Özgür Özel’i konuşun. Çünkü muhalefeti birbirine düşürerek, birbirine hakaret ettirerek ve seçmenlerini birbirinden kopararak Türkiye’nin sorunları çözülmez. Yarın sandık geldiğinde herkes kendi kararının hesabını millete verecek. Bugün yapılması gereken ise birbirimizi tüketmek değil, Türkiye’nin geleceği konusunda doğru soruları sormaktır.

Eleştirin, sorgulayın ama linç etmeyin. Çünkü siyaset, öfkeyi büyütme sanatı olmaktan çıkarılıp ülkenin geleceğini birlikte kurma sorumluluğu olmalıdır.

Ve son söz: Boş konuşup mide bulandırmayın!