RESSAM VE HIRSIZ 


Barbora Kysilkova Oslo'da ressamlık yapıp sivrilmeye çalışan kararlı, çalışkan, ayrıca çekici bir genç kadındır. Karl-Bertil Nordland aşırı heyecanlar peşinde, uyuşturucu ve uyarıcılar yüzünden başı defalarca belaya girmiş yakışıklı, hatta bazılarının seksî bulacağı bir erkektir. Barbora resimlerinde mümkün olduğunca gerçekçi sonuçlar elde eden, güçlü imajının yanında hassas ve kırılgan doğasını dışa vuran adeta yaralı bir ruhtur. Filmde ona seslenildiği şekilde Bertil, dövmeli ve kaslı vücudunun arkasında fazlasıyla zor bir çocukluk ve ergenlik geçirmiş, başkalarından çok, adeta kendisine acı çektirmeye endeksli bir adamdır. Barbora'nın eserlerinde sık sık görünür olan kadın ve erkek ilişkisindeki acı, şiddet, tehdit gibi unsurların mazisinde, yıllar boyunca içinden çıkamadığı çarpık bir ilişkiden beslendiği barizdir.
Bertil toplum kurallarına uzun süredir hiç uymuyor gibi görünse de, hapiste olmadığı dönemler duvarı süsleyen bir Eser Afacan resmi dahil, estetik kaygılarla döşenmiş, gayet düzenli bir dairede ikamet etmektedir. İki karakterin yolları, Bertil'in günün birinde Oslo'daki galeride sergilenmekte olan Barbora'nın iki eserini bir ahbabıyla çalmasıyla çakışır. Gerisi belgesel sanatının gücünü layıkıyla hissettiren, seyirciyi kısa zamanda tesiri altına alıp sonuna kadar heyecanla takip ettiren hikâyenin içinde saklı. Bu sene 23 Ocak ile 2 Şubat tarihleri arasında gerçekleşmiş 20. Sundance Film Festivali’nde Dünya Sineması Belgeselleri klasmanında yer alan Ressam ve Hırsız'ın (The Painter and The Thief) yönetmeni Norveçli genç ve şirin sinemacı Benjamin Ree.
Etkinlikte Yaratıcı Hikâye Anlatımı kapsamında verilen Jüri Özel Ödülüne layık görülen 102 dakikalık estetik film akabinde Rotterdam Uluslararası Film Festivali'nin programını süslemiş; seyircide yarattığı büyülenme göz önüne alınırsa birçok etkinlikte daha karşımıza çıkacağı kesin.
YARALI İKİ RUH
Samimiyeti, perdeye hemen yansıyan kahramanlarıyla kurabildiği rahat ilişkiden de hissedilen Benjamin, bizi belgeselin ilk anlarından itibaren avucuna alıp inanılması zor bir dinamiğin içine doludizgin sokuyor. Barbora ve Bertil'in kameralardan çekinmeyen, gerektiğinde teşhircilikten gocunmayan cömert tipler olduğu da yadsınamaz. Biz hikâyeye ilk baştan itibaren dahil olamasak da yönetmen gayet başarılı animasyonlarla seyirciyi hikâyenin eksik kısımlarıyla donatıyor. Çek Cumhuriyetinden Norveç'e göç etmiş olup yeni memleketinde sanatını kabul ettirmeye çabalayan Barbora'nın iki eserinin çalınması ona indirilmiş yeni bir darbe gibidir. Ama bir yandan da resimlerinin niçin çalındığını, hangi sebeplerden dolayı bir hırsızlığın öznesi haline geldiğini çok merak etmektedir. Günümüz korku rejimlerinin olmazsa olmazlarından gizli kameralar bu defa etkinlikle çalışmış olduğundan hırsızlar kısa zamanda yakalanır, ama Barbora'nın çok değer verdiği resimler bir türlü bulunamaz.

Barbora'nın cep telefonunda çıplak büstünü gördüğü anda büyülendiğini hissettiğimiz Bertil'le tanışma anı gelmiştir. Mevzubahis resimlerin çalınmasından dolayı yargılandığı mahkeme salonunda, Barbora müsait bir anda Bertil'e yaklaşır ve ona resimlerin nerede olduğunu sorar. Bertil'in genelde olduğu gibi hırsızlık anında da kafası fazlasıyla iyidir, dolayısıyla arkadaşıyla çaldığı resimlerin nerede olduğunu bilmediğini iddia eder. Ama Bertil'in ressamlığını beğendiğini söylemesi, takdir beklediği belli Barbora'nın ruhunu okşar. Aralarındaki pozitif elektriklenme barizdir; Barbora çalınan eserlerinin telafisi olarak gördüğü teklifi Bertil'e yapar. Artık suçlu ve âciz vaziyette olan Bertil'e kıyasla iktidar konumunda olan Barbora'nın bir yaptırımıdır aslında bu; fakat Bertil Barbora'nın resimlerinde modellik yapmayı memnuniyetle kabul eder ve olaylar hızla gelişir...
SÜRÜKLEYİCİ BELGESEL
Hikâyeye vâkıf olduğu andan itibaren sağlam bir yapım kotaracağını hissetmiş olan yönetmen Benjamin, hadiseler gözünün önünde dalbudaklanmaya başlayınca kısa filmden uzun metrajlı belgesele dümen kırmış. Karşımızda pırıl pırıl bir sinematografi, kıvrak, sürprizli bir kurgu ve mümkün olabildiğince girift bir senaryo var; mevzu da, kahramanlarımız da gayet enteresan ve alımlı. Karanlık imajların arkasında geçmişin yaraları, onarımı bir türlü gerçekleşememiş travmalar, baskı, dolayısıyla da öfke var. Tüm bunlar kendini cezalandırmaya, öz yıkıma, mazoşizmin dolambaçlı dehlizlerinde takılıp kalmaya neden olmuşa benziyor. Fakat benzer iki ruh karşılaşınca sanki birbirine sokularak şifa buluyor, mümkün olduğunca beraber vakit geçirmeye başlayınca kahramanlarımızın ahbaplıkları günbegün derinleşiyor. Sinemacı Benjamin'i dinamiğin içine sürükleyen Barbora'nın erkek arkadaşı romancı Øystein Stene de sevgilisine bir şeyler olduğunu hisseder; beraber çift terapisi seanslarına katılmak durumunda bile kalmaları çok eğlenceli. Fakat filmin en can alıcı noktası, belgeseli seyreden herkes için Barbora'nın, ressam/model işbirliklerinden doğan ilk eseri Bertil'e gösterdiği an diyebiliriz: Bertil'in içinde tablonun doğurduğu bizce meçhul fırtınalar başta allak bullak yüzünde okunur, sonra şiddetli bir ağlama kriziyle karşı karşıya kalırız. O soğuk ve sert görünümlü erkek hıçkırarak ağlar, bu arada onu teselli etmek için yanına yaklaşan Barbora'yı itekler. Barbora'nın uzun süre agresyona uğradığı ilişkisinden kendini zor kurtardığını biliyoruzdur. Dolayısıyla kadın kahramanımız Bertil'in hareketini klasik erkek şiddetiyle özdeşleştirir ve adamı, böyle bir şeyi bir daha asla yapmaması yönünde uyarır. Filmin ilerleyen sekansları normalde Bertil'in bu tip agresyonlara zaten başvurmadığını kanıtlar; o andaki karmaşık tepkilerinin altında hayatında ilk defa “fark edilmiş”, “görülmüş” olmanın şoku vardır ne de olsa. O kutsal ve benzersiz anı doya doya yaşarken Barbora'nın iyi niyetli müdahalesi Bertil'i, gol anında maç yayını yapılan bir televizyonla bir futbolseverin görüş alanına girmiş bir kütle gibi rahatsız etmiştir. Trans halinden zar zor çıkan Bertil kendini sonradan layıkıyla affettirecektir. Çünkü esas mesele, hem babasının, hem toplumun, hem de sistemin ezdiği, yok saydığı, kolaylıkla yargıladığı ve dışladığı Bertil'e ilk defa birisinin değer vermiş olmasıdır... (Bu yazı Bianet’ten alınmıştır.) 

*** 
BU HAFTA SONU VİZYONA GİRENLER 
Hayalet Avcıları: Öteki Dünya - Özgün Hayalet Avcıları evreninin bir sonraki bölümü “Hayalet Avcıları: Öteki Dünya” yönetmen Jason Reitman ve yapımcı Ivan Reitman’ın imzasını taşıyor. Filmde, küçük bir kasabaya taşınan bekar bir anne ve iki çocuğu ilk hayalet avcılarıyla olan bağlantılarını ve büyükbabalarının ardında bıraktığı gizli mirası keşfetmeye başlarlar. Filmi Gil Kenan ve Jason Reitman yazdı. 
Süre: 123 Dakika
Tür: Komedi
+++ 
Tenere - Nijer’in Agadez şehrinden yola çıkarak Libya ve Avrupa’ya ulaşmak için çölü geçmeye çalışan Afrikalıların bilinmeyen hikâyesini anlatıyor. Filmde Agadezli Beşir ve yol arkadaşlarının Nuh’un gemisini andıran bir kamyonda günlerce süren zor yolculuğuna tanıklık ediyoruz. Onların yolculuk öncesi hazırlıklarını, aileleriyle ilişkilerini, çetin doğa şartlarıyla, susuzlukla ve karşılaştıkları sorunlarla nasıl mücadele ettiklerini ve yaşadıkları duygusal değişimlerini görüyoruz.
Süre: 93 Dakika
Tür: Belgesel
+++ 
Aşk Yolunda
Yönetmen: Ahmet Kapucu
Oyuncular: Çiğdem Batur, Ayhan Taş, Şahin Irmak, Asuman Dabak, Bora Cengiz
Özet: Nihayet o gün gelmişti. Şanssızlığa tur bindirmiş bir kızın, şeytanın bacağını çatırdatıp beklenen yüzüğü parmağına takacağı o gün… Sonradan adını “kurulmamış yuvamın yıkıcısı” koyacağı bir adam, esas oğlanın elindeki yüzüğü düşürmesine sebep olana kadar her şey olağan akışında ilerliyordu. Ancak evlenme teklifinin tam ortasında yüzük yuvarlandııı, yuvarlandııı ve hiç olmayacak bir yerde durdu. Bunu ilahi mesaj sayan esas oğlan usulca olay yerini terk etti. Ancak esas kız pes etmedi ve bastı yemini: “O yüzük bu ele gelecek!” Bunun için türlü türlü yollar denerken atalarımızın aldığı ahların kuşaktan kuşağa aktarıldığını öğrendi. Tüm hayatını etkileyen ahın ona kimden miras kaldığını öğrenmeye çalışırken kendini başka bir maceranın içinde bulur.
Süre: 99 Dakika
Tür: Romantik Komedi
***
Gişenin Zirvesi
Marvel Sinematik Evreni'nin en yeni filmi Eternals, ülkemizdeki ikinci hafta sonunda 54 bin 792 seyirci tarafından izlendi ve Box Office Türkiye hafta sonu listesinin zirvesindeki yerini korudu. Film, on günde toplam 217 bin 234 seyirciye ulaştı.Gösterimdeki dördüncü hafta sonunu geride bırakan Dune, 46 bin 854 seyirciyle ikinci sırada yer alırken, haftanın yeni filmlerinden The Addams Family 2 ise 36 bin 920 seyirciyle açılışını üçüncü sırada gerçekleştirdi. Venom: Let There Be Carnage, beşinci hafta sonunda 25 bin 628 seyirciyle dördüncü basamakta kendine yer bulurken, haftanın bir diğer yeni filmi 4N1K Düğün ise 13 bin 469 seyirciyle açılışını beşinci sırada gerçekleştirdi.
***