RÜYA GİBİ

Güneş sıcaklığının bu yıl ilk defa 20 derecenin üzerine çıktığı şahane bir günde, güneşin muhteşem varlığından yararlanmak için her dönem olduğu gibi deniz kenarındaydım. Güneşin; bu yıl oldukça geç gelişine üzüldüğümüzü anlamış gibi bütün ışınlarını sanki barışmak için bana yönlendirdiği bir anda, deniz kenarında uyuyup kalmışım! Önce tepemin üzerinde; canlı mıyım, değil miyim testini yapmak için uçuşan haberci martıların seslerini duydum! Bu avare kuşların çığlıkları benim tam ayılmam için yeterli olmuyordu ki bir anda denizin kıyıya yakın bir bölümünden müthiş sesler gelmeye başladı. Uykudan ayılmamın güçlüğünü yenerek hemen uyandım ve seslerin geldiği yöne doğru dönünce; Sürmene tarafından birçok takanın art arda dizilerek denizde bir konvoy oluşturup, Trabzon’a doğru ilerlediklerini gördüm! Büyük balıkçı motorları ve kameralı kayıklar dahil bütün konvoy Trabzonspor bayrakları ile süslenmişti. Kıyıda yaşadığımız halde bu benim denizde gördüğüm bu kadar kalabalık ilk konvoydu. Şaşkınlığımı üzerimden atarak bulunduğum yerin yakınından geçmeye başlayan konvoyda takaların her yanını dolduran insanlara el sallayarak sevinçlerine ortak olmaya çalıştım. Bu insanlar kadınlı erkekli, türkü ve şarkı söylüyorlardı. Öncü motor oldukça büyüktü ve hoparlörlerinden çıkan kemençe sesleri, denizdeki balıkları bile oynatacak cinstendi! Bu ani gelişen ve gözümün önünden gelip geçen konvoyda bir şehrin takımının, o şehir insanları ile ne kadar inanılmaz duygularla bütünleştiğini gördüm. Bir an tarih gözümün önüne geldi. 1919’lu yıllardı. İstanbul işgal altındaydı. İmparatorluğun elde kalan bütün silah depoları bu şehirde düşman kontrolü altına girmişti. Ancak, yiğit Türk çocuklarının kurduğu “gizli karakol” cemiyetinin gayretleri ile bu silahlar Kastamonulu kayıkçılarının da gayretleri ile ölümlere meydan okunarak Anadolu’ya taşınmıştı. Bu kayıklar Anadolu’ya ayni zamanda; umudu, özgürlük ateşini ve “ya İstiklal, ya ölüm” yeminini taşımışlardı!

Tıpkı bunun gibi yaklaşık bir asır sonra takalarımız bu kez silah değil, “kırk yıldır beklenen” şampiyonluk sevincini ilçelerden Trabzon’a taşıyorlardı. Bu heyecan veren katılımın şehir merkezindeki on binlerle buluşması görülmeye değerdi. Takaları karadan takip ederek Trabzon’a doğru giderken gördüğüm manzara daha da muhteşemdi. İnsanlar evlerinin balkonlarında, sokaklarda, ellerinde Türk ve Trabzonspor bayrakları ile kendi ekseninde kutlama yapıyordu. Bu insanların hepsinin şehre yönlenmesi durumunda, şehrin bu insanları almayacağı bilindiğinden, kutlamalara katılmak için şehre ulaşan on binlerin yanında, yüzbinlerce insan da, Trabzon’un; ilçelerinde, köylerinde, yaylalarında bu kutlamaları kendince yapmaktaydılar. Dünyada bir bütün olarak adını taşıdığı şehrin insanları ve onların heyecanları ile bu kadar bütünleşen başka bir takımın olmadığını bütün herkes biliyor ve söylüyor.

Kutlamaların sadece Trabzon’da değil, ülke ve dünya genelinde yapılması, görsel medyanın bunu an be an yansıtması heyecanların zirve yapmasına neden olmuştu. Böyle bir heyecanın yaşanabileceğini ancak anlatılamayacak kadar zor olduğunun bilinmesini isterim.

Duygu yoğunluğunun zirve yaptığı saat yirmi sılalarında Trabzonspor takımını taşıyan otobüs stada varınca adeta “kızılca-kıyamet” koptu! Görüntüler gerçekten görülmeye değerdi.

2021-2022 döneminin “*Süper lig Şampiyonluk *kupasının” yetkililerce havaya kaldırılması ile şehrin üzerindeki kırk yıllık yorgunluk adeta uçup gitmişti. Bu güzel anları bu muhteşem şehre ve onun yiğit insanlarına yaşatanlara müteşekkiriz. Günü ve yaşananları kısaca özetlersek en anlamlı ve kısa tanım şöyle olmaktadır; Bütün bu yaşananlar adeta “Rüya gibiydi”