Sabırlı ve hoşgörülü olmak eleştiriyi engellemez!


“ Bize biraz zaman tanıyın” diyor.
Futbolla ilgilenen herkesin de bildiği gibi bu çok makul ve doğru bir taleptir.
Zira, turşu kurmak için bile belli bir süre gerekirken , 3-5 günde ortaya iyi bir takım çıkaramazsınız.
Eğer öyle olsaydı kainat  yıldızlarını çuvalla para vererek toplayan Çin ve Arap takımları her sene Dünya şampiyonu olurdu.
Nitekim camia da çok fazla bir beklenti içinde değil.
Yani hem sabrediyor, hem de hoşgörülü davranıyor.
Tabi şimdilik.
**
Lakin  bu  bekleyişte saha sonuçları çok önemlidir.
İyi sonuçlar geçiş süresini kısaltır.
Kötüler sonuçlar da, aksine uzattıkça uzatır ve sonunda sabır taşı çatlar..
Umutsuzluğa düşen insanlar ilk etapta  forma ,kombine almaktan vazgeçer..
Sonra da “ Bu yıl da aynı tas aynı hamam” yargısıyla ilgisizleşir, kabuğuna çekilir.
O çok hevesle beklediğimiz Akyazı Stadının tribünlerinde in cin top oynar!
Bu yüzden geçiş sürecini puan olarak en az kayıpla atlatmak gerekir.
Trabzonspor bir gol atabilse çok rahat kazanacağı maçta Gaziantepspor’a  1-0 yenildi diye kimse karalar bağlayıp tepki göstermedi ancak, eğer Kasımpaşa’dan sonra Antep’de kayıpsız geçilseydi, en az 2 bin forma fazla satılırdı!
**
Teknik Direktörümüz Ersun Yanal bu maçtan sonra yaptığı açıklamada “ Stratejimiz tutmadı. Çünkü Trabzonspor oyun bozan değil, oyunu oynayan taraf olmalıdır. Kendi oyunumuzu oynayıp rakibe kabul ettireceğimiz yerde, biz onlara tabi olduk” türünden açıklamalar yaptı.
Çok doğru ..
Lakin düşünce ile eylem birlikteliği olmalı.
Fırına  imansız peynirle gidip, kıymalı yaptıramazsınız!
Sağ taraftaki zaaf herkesçe bilindiğinden   ve buraya takviye çalışmaları sürdüğünden  o konuda bir şey yazmayacağım.
Ancak,  topa sahip olup  iyi futbol oynamayı hedefleyen bir takımda, pozisyon bilgisi  zayıf. fiziki ağırlığının yanında oyun görüşü de ağır, üstelik de kaptığı üç toptan ikisini rakibe atan Okay  gibi  bir oyuncu ön libero oynamaz.
Bu yapıdaki bir ön libero, kendi takımından çok rakibe fayda sağlar.
En azından “ Topu kaptık atağa çıkıyoruz “ diye öne hamle yapan defansının arkasını  Haçka yaylasının düzlüğü gibi açıp kontra yemene yol açar.
Hele de Osmanlıspor  gibi, çabuk, süratli ve dripling özelliğine sahip oyuncuları olan bir rakiple  oynuyorsan, ilerisindeki üç Arap seni eder harap!
Ayrıca  böyle bir ön liberoyla çabuk atağa çıkamazsın, olgun ataklar geliştirmekte sıkıntı yaşarsın.
O zaman da gol şansın duran toplar ve Castillo’nun çizgiye inip çıkaracağı  toplara kalır.
Ve de mecburen doldur boşalt yaparsın.
Yaparsın da, bizim Muhammet öyle defansın üzerine çıkıp yüksek topları kafayla kaleye gönderecek bir oyuncu değil.
Bu yüzden tüm iyi niyetiyle bir sağa, bir sola koşuyor. Kafasını gözünü yarıyor ama gol atamıyor. Çünkü gol atabileceği topları alamıyor.
Yani demem odur ki macera aramaya gerek yok.
Bu takımın ön liberosu Onazi’dir.
Ha, maçına göre fantezi yaparsın oraya Okay, Aytaç ve hatta Durica’yı da koyarsın ancak, ana şablonda ön libero bellidir.
**
Ayrıca  yenilerin çoğu  geç geldikleri için elbette ilk hak Slovakya ve Macaristan’da çalışan futbolcularındır. Lakin  iki maçlık süre yeter, Jun Suk, Bero ve İbanez’in de artık ilk on birde olması gerekir.
6  yeni transfer artı Onur artı Mehmet Ekici etti sekiz
Diğer üçü de de, idman performansına, hocanın taktiğine, rakibin durumuna göre değişir ortaya Trabzonspor’un ideal 11’i çıkar.
**
Elbette sabredeceğiz, hoşgörülü olacağız ancak yanlış olduğunu düşündüğümüz konularda da  eleştirilerimizi yapacağız.
Mademki bu işi beraber kotaracağız.
Ve de hocamız da ‘Her kesimin görüşüne ihtiyacımız var’ diyor.
Biz de tekerlet kırılmadan görevimizi yapalım!
*
Dikkate alınır alınmaz o ayrı .
Doktor doğru reçeteyi yazsın da, hasta isterse gitsin koca karı ilacı içsin!