SAHİBİNİN SESİ!..

Bazı anlar vardır, sözcükler güneşin çevresinde dönen yıldızlar misali usumuzda, vicdanımızda, yüreğimizin en derinliklerinde döner ha döner dururlar.

Gün olur, uzanamadığımız yıldızlar kadar uzak…

Gün olur hoyratça ezip geçtiğimiz kır çiçekleri denli yakın olurlar,

Ve biz çoğu kez, bu uzaklığın da, bu yakınlığın da ayırdına varamaz, hasatı sürekli bir başka bahara erteleriz!.. Sözcükler usumuzda, vicdanımızda, tüm benliğimizde umarsızca  uçuşur durur!..

İşte böylesi anlarda;

Yapay bir kurgulamanın ardından tetiklenen “fikri karmaşa” ortamları, Türkiye’yi inanılmaz tartışmalara sürükleyip, zihinsel parçalanmalara bağımlı …onurlu geçmişinden kopuk, edilgen insanlar toplumuna dönüştürür.

Sanır mısınız ki fesi püsküllü meczup ile şimdilerde boyunlarına asılı sözüm ona,  tarihçi, yazar, bilim insanı etiketleriyle ortalıkta fellik fellik dönüp, salyalarını akıtan bu mahlukat, kendiliğinden ortaya çıkmıştır?

Asla ve kat’a … Dar-ül harp demiş, takiyye yapmış, sinmiş kulaklarının üstüne  uyumuşlardır. Ne zaman ki efendileri düğmelerine basmaya görsün!

Tarihin bütün karanlık dönemlerinde sürü psikolojisiyle hareket eden bu yaratıklar uygun ortamı yakaladıkları her an sahibinin sesi olmaktan asla yüksünmemişlerdir.

Her fırsatta Cumhuriyetin değerlerine;  başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere pervasızca hakaret eden bu hasiyet cellatları, yüce Dinimizin “ölülerinizi rahmetle anın” öğüdünden  bile haber zavallılardır. Ve biz; bir halk değişinde vurgulandığı gibi eşeği angırtanın da..ğı olduğunu çok iyi bilenlerdeniz!..

Türkiye’nin kendine özgü asıl ve en hayati sorunu, karşıdevrim sürecinin gittikçe artan bir ivmeye erişmiş olmasıdır. Bu güne tabidir ki bir günde gelinmedi. Her devrim içinde karşıdevrim çekirdeğini taşıyarak doğar!.. Cumhuriyet devrimlerinde de böyle olmuştur; 3 Mart 1925 ile, 3 Aralık 1934 tarihleri arasında türlü badireler atlatılarak çıkartılan Devrim Yasaları nın Anayasayla güvence altına alınması…Emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin Genç Cumhuriyeti sürekli engelleme girişimleri sonlandırılmaya çalışılmışsa da karşıdevrimi engelleye yetmemiştir.

Başlı başına kendisi devrim olan: ve ardından çağa uygun gerçekleşen Devrimlerin de temelini oluşturan Cumhuriyet   de ne yazık ki, her devrim gibi karşıdevrim çekirdeğini içinde taşıyarak doğdu!  Bu habis Ur ancak, ulusun Bağımsızlık ve Özgürlük Benim Karakterimdir” diyerek seslenen Atasına ve eserlerine sahip çıkmasıyla sökülüp atılacaktır.

Demokrasi asla başıbozukluk, saygısızlık ve kuralsızlık değildir. Sizi bu ülkenin değerlerine hakaret etmekten alıkoyup hesap sorandır da…

Bir yanda haklar ve yetkiler, diğer yanda ödevler ve sorumluluklarla dengelenen bir sınırlamadır. İstendiği gibi yazmak, konuşmak ve küfretmek serbestliği değildir… Hak ve özgürlüklere karşılıklı saygı, hukuka bağlılıktır.

Demokrasiyi bir öğreti, bir kültür, bir yönetim yöntemi… özverili ama ödünsüz bir özen olarak da tanımlayabiliriz. İstencin ülke koşullarıyla örtüştüğü oranda onanan, bir uzlaşma çatısıdır.

Bir ülkenin demokrasiyle yönetilip yönetilmediğinin ölçüsü, devletin devlet görüntüsü yanında, yurttaşın birey olarak haklarının korunup korunmadığıdır..

Unutulmamalıdır ki Demokrasi aynı zamanda kendisini koruyan rejimin de adıdır.

Turuncu sevdalarımızın çocuksu güzelliğiyle sarmaladığımız, Özgür yarıların ülkesinde Tarihin tekerleklerini geriye döndürme çabası ne yaman bir çelişkidir.