ŞAKİR BALİ.. BİR FUTBOL SEVDALISI..



Son günlerde sağlık sorunları ile biraz sıkıntılı. Evinde istirahat ediyor.  Bizler, 1968-69 sezonunda Türkiye Amatör Futbol Şampiyonu olan kadroda beraber ter döktüğü arkadaşları, Jim Erkan Özpamir,  Sobacı Orhan Yılmaz, Grundig Muammer Ertuğrul,  Klas Yılmaz İkram, Hoca Yavuz  Şahin ile  mahalleden küçüğümüz ve  eski golcülerden  Aydın Boz’la  ziyaretine gittik. Yemeğini yiyordu. Hanımı ve çocuğu yanı başında.. Özenle, bir dediğini iki etmiyorlar. Şakir Bali, yemeğini henüz bitirmişti ki, hanımına seslendi, ''tepsiyi alabilirsin '' Ardından  eski bir dost daha çıkıp geliverdi. Ortalık toz duman... Şakir Bali, ''hastayım'' diyor ama yaktığı sigarası ile  kendisini yalanlıyor.  Sigaranın dumanı ile eski ve güzel günlere  yolculuğa  çıkıyoruz.

Maç yemeği, sigara ve soyunma odası. Antrenör  Zekeriya Bali de bir heyecan bir heyecan ki sormayın...Takım kadrosunu açıklıyor...Köhne soyunma odaları...Terlik, tokyo ve  taktik tahtaları nerede o dönemler...Hak getire...Ayaklarımızdaki takunyalarla  yerde MW  sisteme göre Zekeriya Bali oyun düzenimizi  anlatıyor. Herkes pür dikkat... Sessizlik... Ortalık sakinlemişken ben de MW  sistemini paylaşmak istiyorum. 1925 yılında futbolda ofsait kuralının çıkması üzerine Arsenal Teknik Direktörü Herbert   Chapman'ın ortaya koyduğu  MW  sistemi uzun yıllar kabul gördü, bizler de yaşadık.  M  kalecinin önündeki 5 'li savunmanın; ( sağ bek  - sağ haf  - santraf - sol haf - sol bek) yani defansın W ise, ofansın;  (sağ açık -sağ iç - santrafor - sol iç - sol açık ) yani hucumun  harflerle anlatımı idi. Zekeriya Bali'nın gür sesiyle kendimize geldik...Güzel gözlerindeki enerjisi, heyecanı sesine ve hareketlerine yansıyordu. Jim Erkan ile, Elazığ'a Suspor maçına uzandık. Eldivenlerine çeki - düzen veriyor. Süsüne biraz düşkündü de. Neyse yediğimiz dayakları maçı berabere bitirerek  ve turu geçerek unutmuştuk..

Sobacı Orhan elinde Vicks kutusu nefes açıyor.  Bir yandan burnuna ve boğazına sürerken hırsını gözlerinden okumak olası. Onunla İzmit Kağıtspor maçlarını yaşadık.. Bir sağ açıkları vardı.  Adı İsmail. Ulusal genç takım oyuncusu ve çok hareketli idi. Sobacı, kendisini İzmit'in İsmet İnönü sahasında aradı ama, ancak  bir hafta sonra Avni Aker'de  bulabildi.

Şakir araya giriyor... Antremanlarda iyiyim ama, amcam söz olur diye beni kesiyor . Yine de ikinci yarıda oyuna girdim ve golümü attım. 

Gurinding  Muammer  ''ille de Samsun Demirspor maçları ''diyor. Bir önceki seneden kalan hesap bu kez bir daha açılmamak  üzere kesiliyor. Bu maçta da Şakir'in yine şık bir golü var. Samsun Demirspor maçlarının Sebat'ta ve Sebat'a gönül verenler de özel bir yeri vardır. ''Üç o yanda beş bu yanda'' diye türküler söylendi o zamanlar.  

Klas Yılmaz'ın derdi yedek kaleci Orhan'la idi. Bir İzmir yolculuğumuz var. Tam 26 saat. Yollar biter mi?  O dönemler futbolcu resimleri koyulan kare sakızlar vardı. Klas bir yerlerden bulur buluşturur. Orhan'ın resmini birisine iliştirirdi. Sonrasını siz tahmin edin.. İzmir Denizgücü şampiyonanın son maçı idi. Biz bir hafta önce  Avni Aker'de şampiyonluğumuzu kutlamıştık. Yani İzmir'e rahat geldik.  İzmir'in tarihi stadı Alsancak'ta maçın 2. yarısını  ışıklar altında oynadık. Çocuklar gibi şendik. Sınav dönemi ve eksik kadro ile Deniz Gücü'nden özellikle 2. yarıda fark yedik.  Kaleci Orhan'ın özürü hazırdı. ''Benim kale tarafının lambaları yanmıyordu.''

Giderken bir türlü bitmeyen yolların dönüşte nasıl eridiğini anlayamadık bile.... Bir baktık ki Tirebolu'dayız. Sebatspor'a gönül verenler özellikle sota bir yerde yolumuzu gözlüyorlarmış. Başta Hüseyin Reis, Pirali ve de Kırmızı - Beyaz renklere gönül verenler...Otobüsün camından bakıyorum. Ortalık birden hareketlendi. Görmeliydiniz. Hüseyin Reis'in çok atak bir yapısı vardı. Birden çekti Barabelli'yi. Ama tek eli ile  kabzadan tetiğe basamıyor. Niyeti belli, bir jarjor atacak, çaresi yok. Tabii ki  var. Pirali kendisine eşlik ediyor... İki eliyle buluşmayı seslendiriyorlar, yapışık ikizler gibi... Hepsi bizim için yaşıyorlar. Kazım Kolot, Hüseyin Reis, Ayaz Salih, Pirali ve Turan Çınar  kutlamaya başladılar bile.... O akşam Akçaabat yandı resmen... Yer, gök, Kırmızı- Beyaz...

Hoca Yavuz'un uyarısı ile kendimize geldik. Yavuz hoca bir eğitici olmasının yanında bilgisi, birikimi, tekniği ve zekası ile ayrıcalıklı bir futbolcu idi. Uzun yıllar Sebat'ın kaptanı olarak kazanılan  başarılarda emeği büyük...
Şakir Bali teşekkürler....Yıllar öncesine götürdün bizi, o güzel günleri  yaşadık seninle, yad ettik... İyi ki varsın... Seni çok ama çok seviyoruz... Selam o günlere...