SAKSİ ÇİÇEKLERİ!


Tam 25 yıl... Dile kolay, çeyrek asır boyunca bu necip milletin yüreğinde büyüttüğü, her fırtınada korumaya çalıştığı bir kor ateşti Dünya Kupası hasreti. "Milli ve yerli" naralarının göklere yükseldiği, hamaset dolu nutukların havada uçuştuğu bir iklimde, nihayet yabancı bir teknik adamın liderliğinde o heyecanlı sahneye adım atma hakkı kazandık. Sokaklar bayraklarla donatıldı, reklam filmleriyle milli duyguların en ücra köşlerine kadar dokunuldu. 80 milyon tek yürek, tek bilek oldu. Yediden yetmişe herkesin göğsü gururla kabarmıştı.
**Ama ne yazık ki, bu büyük adanmışlığın karşılığı tam bir hayal kırıklığı, tam bir hüsran oldu.**
Tarih bilincinden ve milli şuurdan yoksun bir kadronun ilk sınavı Avustralya karşısındaydı. Biz onları Çanakkale’den, Anzaklar’dan tanıyorduk; barışseverliğimizle kucaklamaya hazırdık. Ancak onlar sahaya Çanakkale’nin, asırlık ezikliklerinin rövanşını almak için çıkmışlardı. Bizim şöhret budalası çocuklarımız sahada uykuda gezinirken, elin oğlu maçı 2-0 bitirip üzerlerindeki asırlık kompleksi bizim sayemizde attı.
"Kaza" dedik, sineye çektik ve umutlarımızı Paraguay maçına taşıdık. 80 milyon insan, sabah namazından sonra gözünü kırpmadan, kalbinin atışını adeta dünyaya duyurmak isteyecek kadar büyük bir heyecanla ekran başına kilitlendi. Sonuç mu? Daha ikinci dakikada kalemizde gördüğümüz golle 25 yıllık emek, iki dakikada kül olup uçtu! Rakip 10 kişi kalmışken, 111 dakika boyunca sahada basmadık yer bırakmaması gerekenler, ruhsuz birer gölge gibi gezindiler. Gol atamadılar, mücadele edemediler. Ve en acısı, görevini yapmayan bu futbolcular maç bitiminde utanmadan kameralar karşısında hıçkıra hıçkıra ağladılar.
Sahada aslanlar gibi mücadele etmeyip, maç sonunda gözyaşı dökenlerin hali, akıllara Endülüs’ün son kalesi Gırnata’yı savaşmadan teslim eden Sultan Ebu Abdullah’ı getiriyor. Şehrin anahtarlarını Hristiyan ordularına teslim edip sürgüne giderken, el-Hamra Sarayı’na bakıp ağlayan oğluna annesi Ayşe Sultan o tarihi tokat gibi sözü söylemişti:
“Vaktiyle bir erkek gibi savunamadığın vatanın için şimdi bir kadın gibi ağla!"
Bugün bizim milyarlık "yıldızlarımıza" söylenecek söz tam olarak budur! Sahada aslanlar gibi mücadele etmez, şişirilmiş şöhretlerin ve ukalalığın arkasına saklanırsanız, avlamak için çıktığınız sahadan ağlayarak bahane ararsınız.
Sonradan gelen o formalite icabı Amerika galibiyeti mi? Kimse kendisini kandırmasın! Elenme kesinleştikten sonra, hani derler ya "hâlâ hatırın kalmasın" cinsinden gelen o teselli galibiyetinin, bu büyük 2026 Dünya Kupası hüsranımıza zerre kadar merhem olacak, süreci değiştirecek bir katkısı olmamıştır.
Ama Montella’da Türkiye de çok şey öğrenmiş maşallah! Hemen bu maç sonrası verdiği demece bakarmısınız; “Onurumuz için oynadık, bu galibiyet bin maça bedeldir”! Vay be… Avustralya maçında, Paraguay maçında onurumuz tatile mi çıkmıştı Sayın Montella demezler mi adama!
Futbolculara gelince ; Avrupa’nın dev kulüplerinde oynamanız, en pahalı kontratlara imza atmanız bu milletin umurunda değil! Maça çıkmadan önce saçlarına şekil vermek için harcadığı zamanı, antrenmanlarda milli formanın ağırlığını hissederek harcamayan bu "saksı çiçeklerine" bu millet bundan sonra asla eski değerini vermeyecektir. Yazıklar olsun 80 milyon Türkün ve 400 milyonluk Türk dünyasının umutlarını sahada hiçe sayanlara!
Futbolcuların sahadaki ruhsuzluğu bir yana, Türk futbolunun başındaki idari aymazlık ise bardağı taşıran son damladır. Koltuğunda mafyavari hareketlerle oturan, Türk futbolunu yönetmekten ziyade kendi iktidar alanını korumaya çalışan TFF Başkanı’na bu milletin kesesinden yenen, içilen her kuruş haram olsun!
Milli takım elenmiş, çeyrek asırlık rüya yıkılmış, millet kahrolmuşken; TFF Başkanı’nın tek derdi koltuğunu korumak! Adalet Bakanı’na seslenerek kendisini eleştirenlerin engellenmesini, susturulmasını isteyecek kadar acizliğe ve komikliğe düşmüştür. İşte vizyon, işte yönetim! Eleştiriyi susturmaya çalışarak kendi başarısızlığınızı örtebileceğinizi mi sanıyorsunuz?
Şimdi ekranlardaki kadrolu yorumcular, sistemin asıl suçlularını gizlemek için bütün faturayı Montella’ya kesip işin içinden sıyrılmaya çalışacaklar. Ama bu millet yemez! Suç, sahada ruhunu satmış gibi oynayan topçularda; suç, o futbolcuları şımartan ve koltuğunu korumak için adalete sığınan vizyonsuz TFF yönetimindedir. Türk milletinin milli duygularını, paraya ve şöhrete doymuş saksı çiçeklerinin ve koltuk sevdalısı yöneticilerin egolarına kurban edilmesi milletimizi derinden üzmüştür.
Fırsatlar insanların ayağına karınca hızıyla gelir, ışık hızıyla gider.
Yazık oldu yıllara…