SARIŞIN ALBAY İDAMDAN YIRTTI!
Üç albay üstlerinden aldıkları emre uymayarak savaşı kazanırlar. Oysaki onlara, karşımızdaki orduya yenilmiş gibi geri çekilme emri verilmişti. Bu üç kafadar bu emre itaat etmeyerek karşılarındaki orduyu perişan ettiler.
Galibiyet iyidir diye taltif almalarının yanında askeri mahkemeye gitmekten de kurtulamadılar. Askeri mahkeme emre itaatsizlikten bu üç albaya ölüm cezası verdi. Artık kurşuna dizilmeleri kaçınılmazdı.
Araya girenler üçünün öldürülmesini engellemek istediler. Kabul görmeyince birinin öldürülmesiyle disiplinden teviz verilmediği imajının sağlanabileceği önerisini getirdiler. Bu öneri kabul gördü. Üç idamlık albayın aralarında kura çekmeleri istendi. Üçü de piyangonun inançlarına aykırı olduğunu, ceza uygulanacaksa üçümüzü de öldürün dediler.
Karar verilmiş, artık kalem kırılmıştı. Üç albaya çoluk çocuğunu görme izni verilip bir saat sonra evden alınacakları tebliğ edilmiş bile.
Bu albaylardan sarışın olanı artık evindedir. Hanımıyla ocak başında sulu gözlerle son saatlerini geçirmektedir. Küçük kızları salona girer o esnada. Ona durumu çaktırmak istemezler. Kızına sarılan albay, kızın ‘bana bir hikaye anlat baba’ isteğini kıramaz ve üç albay hikayesini anlatır çocuğuna.
Ve bir zaman sonra kendi askerleri albayı almaya gelir. Salonda esas duruşa geçip ‘kaleye gitmek için geldik albayım’ derler. Hanımıyla vedalaşır ve çocuğuna ‘göreve gidiyorum’ diyerek idama doğru yürür bu sarışın albay.
Daha evden henüz çıkmışlardır ki albayın eşi hastalanır. Eve doktorlar gelir. Durum vahimdir. Küçük kızı, annesini bu halde görmesin diye içeri almazlar. O da fırsattan istifade deyip sokağa çıkar. Kızı, ayakları babasının idam edileceği kaleye sürükler.
Başkomutan ‘infaz için hazırmısınız’ diye sorar. ‘Üçü birlikte ölüme hazırız, piyangoyu kabul etmiyoruz’ diyorlar diye cevap verilir haşmetli komutana. İki beyaz bir kırmızı top ister başkomutan. Dışarıdan ilk gördüğünüz bir çocuğu getirin emri verir. Görevlilerin karşısına sarışın albayın kızı çıkar. Getirirler kızı. Kız, ‘ben sizi tanıyorum büyük komutan’ der generale. ‘Sizi evimizin önünden geçerken gördüm. Siz de beni gördünüz, ama tanımadınız herhalde.’ Munis konuşkan kız, ‘sizi öpebilir miyim generalim’ der. Netice, sevimli minik, generalin o okkalı duruşunu yumuşatır. General minik kıza, ‘sana üç top vereceğim, içerdeki odada yüzleri duvara dönük elleri arkada üç adam var. Bu topları onların eline bırak’ der. ‘Bunu yap, ne emredersen yapacağım’ der.
Kız içeri girer, babasını tanır ama sesini çıkarmadan kırmızı topu babamın eline bırakayım, ayrıcalığı olsun diye düşünür. Sonra ‘baba sana kırmızı topu verdim’ der. Kızına sarılan babayı askerler götürmek ister, ‘hadi albayım gidiyoruz’ derler. Kız babasının hikayesini hatırlar ve celladı olduğunu anlar. Döner başkomutanın yanına ve ‘şimdi emir verme hakkımı kullanmak istiyorum’ diyerek babamı ‘serbest bırakın’ emrini verir.
Başkomutan ‘başüstüne’ demekten başka çare bulamaz.
Cellat bu kez kurtarıcı olmuştur..
Şimdi MHP'ye Apo'yu niye asmadınız diyorlar..
Onun celladı da kurtarıcısı da olan ABD’de öyle istemişti çünkü..
Karar MHP gelmeden verilmişti..